Dr. Yaşar KALAFAT 07.09.2010

 

 Geri   
  

           

 

            Bu çalışma yapılırken Dr. Gulam Hüseyin Saidi’nin eseri esas alınmıştır.[1] Kendisine teşekkür ederek inceleme, irdeleme ve karşılaştırma çalışmamıza başlamak istiyoruz.

            Ehli Halk Türkmenleri /Türkleri ağırlıklı olarak Ilhıcı’da yaşamaktadırlar. Ilhıcı yakın zamana kadar büyücek bir köy iken, şimdi bir şehir olmuştur. Kelime anlamı, at bakıcısı olan Ilhıcı Doğu Azerbaycan’da Tebrise bağlı bir sufi şehridir. Komşuları; Meraga, Azerşehr ve Urmiye Gölüdür. Bu sufi şehrinin çevresindeki tepelerde ziyaret yerleri vardır. Bu tepelerdeki ziyaret kabul edilen ve beherinde bir tane bulunan kutsal taşlara Nişanegah denilir.

            Bu ziyaretlerden kuzey bölgesindekinin ismi Şah Çırah’dır. Bu tepenin eteğinde ise Şah Çırah Türbesi bulunmaktadır. Güney tepesindeki nişangâhın ismi ise, Nebi Musevi’dir. Yakın çevrede ayrıca Gülmişki Hatun (Miski Nene) ziyareti de vardır. Halkın inancına göre, bu Nene, Hz. Ali’nin kızıdır. Buraya kurak mevsimlerde yürünerek çıkılır. Burada Şebek/ Benzer Meydanında yağmur duası yapılır. Bu meydanda Hz. İman Hüseyin’in Olayı Aşure Günü canlandırılır. Meydanın merkezinde 3 metre uzunluğundaki bayrak İmam Hüseyin Elemi olarak bilinir. Elemin etrafında bir Ocak vardır. Orada mum yakılması şeklinde daimi bir uygulama yapılır. [2]

            Ehl-i hak inançlı Müslüman Türkler Anadolu’da da vardır. Çok kere Ali Allahi’lerle bulundukları köyler yakındır. Tunceli ilimizin bazı alevi köylerinde yaşamaktadırlar. Tahtacılar arasında pek az daha ziyade Zazalar arasında bulundukları söylenilir. Alevi Tahtacıların hepsinde din anlayışı aynı değildir. Şafii ve Hanefi Zazalar da olduğu gibi bir kısım Alevi Zazalar da kendilerini Ehl-i hak veya Ali Allahi olarak saymazlar.

            Tepelerde ulu zatları defin eylemek ve buraları anıtlaşmış kabirler olarak kabul etmek Anadolu’da olduğu gibi Türk dünyasının birçok yerinde vardır. Bize göre Göktengri inancının göye kutsiyet atfetmesi Tengri’yi gökte düşünmüş olmanın bir sonucudur. Anadolu Erenleri’nin bilhassa Anadolu’nun fethi döneminde İslam’ın ilk çağlarında bu uygulama daha sık görülmüştür. Bu uygulama alevi inançlı olmayan İslami kesimlerin ulularında mezarlarında da görülmektedir. Birçok ulu bilinen zat tepelere isimlerini vermiş iken Tunceli yöresinde Gündüz Baba gibi birçok dağ ve tepe kutsaldır. Bu kutsal mekânlara ilgili halk yükünür O’na dönerek ibadet eder. O’ndan yardım diler, O’nun adına ant içer. Bu tespitin Anadolu’da çeşitli tezahür biçimleri vardır ve halk kültürüne dağ – tepe kültü olarak girmiştir. Bu tür tepelere yağmur duası için çıkıldığı gibi Hıdır- Ellez’de de çıkılır. Saygı göstergesi olarak yürüyerek çıkıldığı gibi, yalın ayak da çıkıldığı olur. Anadolu’daki örneklerinde bazen tepenin üzerinde hiçbir şey yoktur. Bazen taş yığını bazen da moloz taştan çevrili basit bir mezar vardır. Yapılı anıt kabirler çok kere tepenin eteğindedirler ve bunlarla birlikte bir de cami bulunmaktadır. Yapılı anıt kabirler ve cami ilaveleri muhtemel sonraki dönemlere aittir. Biz Hakasya’da bu tür kutsal tepeler ve üzerlerinde kutsal taşlar gördük yönlerini belirledik.

            Kutsal mekânlarda elem (âlem) ocak ve bazen da mezar’ın bulunması Galan Tepesi ve Bayır –Bucak Türkmenlerinde giderek kaldırılmıştır. Kuzey Irak Türkmenlerindeki örnekleri ise 1998 – 99 yıllarından sonra mahalli idare tarafından kaldırılmıştır. Biz Nahçıvan, İran, Derbent’te çok sayıda örneğine şahit olduk. Borçalı’da ise, Sovyet yönetimi bütün türbeleri sürüp toprağa katarak yok etmiştir.

            Sufi şehri Ilhıcı Ehl-i Hak Müslümanların yabancılara göstermedikleri Hangahlar’ı vardır. Burası ehl-i hak inançlıların ibadetgâhlarıdır. Ilhıcı’daki Hangah (Tekke), Tekke Caddesi üzerindedir. Ilhıcı’daki Bahaî inançların Haziretul Kuts olarak bilinen ibadethaneleri de bu caddenin üzerindedir. Ancak halen burası faal olmayıp sayıları 12 olan Bahai Evleri’nde ibadet için toplanılmaktadır. Tekke caddesi üzerinde kutsal kabul edilen tarihi bir “Dut ağacı” vardır. Bu ağacın korunmak amacıyla etrafı duvarla çevrilmiştir. Böylece ağaca saygılı davranılması da amaçlanmıştır. Bu ağacın etrafında “mum” yakılır.

            Dut, Türk halk inançlarında kutsiyet atfedilen birkaç ağaç arasıdadır. Özbekistan’da dut ağacının ilahi hikmetine dair efsaneler anlatılır. Bunlardan bir kısmı tarafımızdan tespit edilip Malik Muratoğlu hocamızla birlikte neşredilmiştir.[3]

            Ehl-i Hak Türkmen şehri Ilhıcı’da Tekiye /Tekke Bağı vardır. Bu bağda ehl-i hak dervişleri toplanırlar. Bu bağlara ileride tekrar deyinilinecektir. Ilhıcı Sufi şehrinde 2 adet de büyük cami vardır. Şehrin çevre köyleri ehl-i hak inançlı değillerdir. Tarafların birbirleri ilişkileri gayet iyidir. Karşılıklı kız alıp verilir ve akrabalık bağları kurulmuştur. Ehl-i Hak inançlılarca, kendilerinden olmayan Müslümanlara Ehl-i Şeriat denilmektedir. Her vesile ile kendilerinin Karakoyunlu olduklarını belirtirler. Karakoyunlulukla onur duyarlar. Bunlardan bir kısmı Ilhıcı’dan göç edip Horasan’ın Derekent’ine gitmiştir. Derekent Ehl-i Hakları da Türkçe konuşurlar, aralarındaki ilişki sürmekte olup onlar da Karakoyunlu Türkü olduklarının şuurundadırlar.

            İzlenilebilen kadarı ile İran Türkleri halk seviyesinde de olsa dilleri, kültürleri ve inançlarını ihtilaf yaşamadan sürdürebilmektedirler. Türkiye’de Karakoyunlu Türklüğünün uzantısı olduğu bilinen kaç köy vardır. Veya Şii-Sünni taassubunu aşarak evlilik kapısını açabilen kaç aile vardır. İran’da yaşanılan olumsuzlukların yanı sıra İran realitesinin olumlu yönleri de bilinmelidir.

            Ehl-i Hak Karakoyunlu Türklerinde geniş bir halk takvimi bilgisi vardır. Bazı örnekler vermekle yetinmek istiyoruz. Güneyden gelen yelin adı Ağyel’dir. Bu yel her yıl şubat ayının sonunda eser Ağyel sıcak bir yel olup karları buzları eritir. Bu yelin esmesi ile halk bayram geliyor diye sevinmeye başlar. Kuzeyden gelen yelin adı Mehyel’dir. Sıcak yaz aylarında eser ve havayı serinletir. Doğudan esen Meraga Yeli’dir.

            Ehl-i Hak inançlı Karakoyunlu Türkmenlerinden yapılmış bu tespit bize göre çok önemlidir. Türk yön biliminde Kuzey, kara’dır. Soğuktur. Güney, aktır sıcaktır. Geleceği müjdelenen bayram Nevruz/Yenigün bayramıdır. İlginç bulduğumuz bir husus da Karakoyunluların arsa ve arazilerini satarken yüzölçümü birimi olarak Batman’ı kullanmalarıdır. Bir Batman 157 m.dir.[4] Biz, Batman’ı ağırlık ölçü birimi olarak biliriz. Muhtemelen alınan ürün ile alındığı satıh arasında bir bağlantı olmalı. Ilhıcı’nın ünlü bahçeleri Pirabad Bağı ile Teke/Tekke Bağı’dır. Eskiden dervişler bu bağlara gelir, çalar, semah yapar ve kaside söylerlerdi. Kasideler Hz. Ali için seçilmiş eserlerden olurdu. Okunan bütün kasideler Türkçe idi. Tekebağı’na halen Allahgulu isimli bir zat bakıcılık yapmaktadır. Bu bağdaki Taşhavuz’a halen dervişler gelmektedirler.[5]

            Ehl-i Hak Karakoyunlu Türkmenlerinin otağı (ev)erinde Hz. Ali’nin kaplanmış (çerçevelendirilmiş) resimleri bulunmaktadır. Bu uygulama Anadolu’da da çok yaygındır ve Ehl-i hak inançlı olan Müslümanlarla sınırlı değildir. İran Karakoyunlu Türkmenlerinin Nişangâhlılarını inceleyen bazı araştırmacılar bunlarda ki mimariyi ateşperest mimarisine benzetmektedirler. Ancak bizim kanaatimiz Nişangâh mimarisinin özgün olduğu şeklindedir. Anadolu’da sadece alevi kesim için değil, halk inançlarındaki birçok kesime ait tespitler ile ateşperestlik arasında iltisak kurulur. Etkilenmiş olmak doğaldır.

            Nişangâhlardan Şahcırak, 4 ayrı bölümden oluşur. Giriş kapısı batıya açılır. Buranın içerisi daima karanlıktır. Burası sadece gün batarken ışık olur. Buradaki Şamdanlar koç heykeli şeklindedirler. Güneye bakan bölümün adı Mescid’tir. Burada kurban eti ve sair yiyecekler vardır. Burada yenilir ve yatılır. Burada da şamdanlar vardır. Buradaki topraktan yapılmış şamdanlar da koç heykeli biçimindedirler. Mescidin arkasında Mitbah (Ashana) vardır. Burada birkaç ocak ve maşa bulunmaktadır. Kurbanlar mitbahın önündeki taşların üzerinde kesilir. Mitbahdan dereye kadar uzanan merdivenin adı Kırkayak’dır.[6]

            Abdulhaluk Çay’ın koç-koyun konulu çalışmaları[7] Ehl-i hak inanç Karakoyunlu Türklerinde bu mabet münasebeti ile verilen bilgiden sonra daha bir derinlik kazanmış olmaktadır. Ak ve Karakoyunlu isimlerini oluşlarının mistik derinliği de vardır.

            Nebi Musevi Nişangâhı Ilhıcı Ehl-i Hak Karakoyunlu şehrinin güneyindeki tepesindedir. Doğu-batı istikametinde yapılmıştır. Buranın kapısı kuzeye bakar. Giriş kısmından mitbah’a geçilir. Bu bölümde 4 adet ocak vardır. Mabede batıya açılan kapıdan girince bir küçük set ve üzerinde bir şamdan vardır. Bu bölüme mescit denilmektedir. Bir diğer kapı güneydedir. Buradan mabedin mahzenine gidilir. Burada; sandık, masa ve demirden sandık ayakları vardır. İnanca göre burası Nebi Ağa’nın mezarıdır. Bu pire Uzak Pir ve Şah Çırah’a ise Yakın Pir denilmektedir.[8] 

            Ehl-i Hak Karakoyunlu Türkmenleri kendilerine “Göran” derler. Göran’lar bıyıklarının alt kısmını kesmezler. Bıyıkları ağzın giriş kısmını kapatır. Bu durumu açıklayan iki izah şekli vardır. Bu izahlardan birine göre, Hz. Musa ve Hz. İsa peygamberler zamanında Hz. Ali aşığı bir Müslüman varmış ve bu zat aynı zamanda dervişti. Ancak zatın atası (babası) putperesti ve Allah’ı tanımıyordu. Atası, oğlunu yoldan çıkarmak isteyince, Allah şahsın atasını domuza döndürmüş. Oğlu, atası onu ağzından öpmesini dudakları birbirine deymesin diye bıyıklarını uzatmış. İkinci izah ise; Hz. Muhammed (s.a.v) ölünce Hz. Ali (r.a) o’na meyyi guslu yaptırırken, Hz. Ali, Hz. Peygamberin göbeğini öpmek istemiş. Hz. Peygamberin göbeğinde birikmiş suya Hz. Ali’nin bıyıkları deymiş, bu nedenle bıyık kılları kutsal kabul edilmiştir.[9]

            Anadolu’da bu tür bıyığa bir kısım alevi çevrelerde “mühür bıyık” denilmekte ve eline beline, diline nefsine sahip ol anlamında, haram lokma ve haram söze geçit vermemektedir, şeklinde de izah getirmektedirler.

            Ehl-i Hak inançlı Karakoyunlu Türkleri’nin kadınları, akşama doğru mumlar yakarak çocukları ile birlikte Şah Çırah’dan başlayarak, 5–6 kişilik gruplar halinde her gün ziyaretlere giderler. Bu Türk toplumu içkilerini kişmiş (kuru üzüm) den yaparlar. İçki olarak Arak (rakı) içerler. Şarabı pek fazla içmezler. Bayram ve gecelerindeki görüşmelerde tatlı ve acı (7 levin; dut, badem, nohut, fıstık, fındık, ceviz, ayçiçeği ) içki ikram edilir. Nebi Bayramı’nda (Hıdır Bayramı) çok aşırı içki tüketilir. Bu bayramda kadın-erkek, büyük-küçük herkes içer. Evvelce kavut yapılır, bunlar sandukhaneye konulur ve kilitlenir. Sandukhaneye kimsenin bayramdan evvel girmesine izin verilmez. Bayram günü içkiler, testilere konulur. Her evin belirlenmiş bir testisi vardır. Her testide Hıdır Nebinin elinin izi olduğuna inanılır. Herkes o kavuttan yiyip içkiden içmek zorundadır. Bayram günleri kavut yiyip içki içilir. Hıdır Nebi’nin hikâyeleri, menkıbeleri, efsaneleri anlatır. Kasideler okunur. Bütün anlatım ve okunanlar Türkçedir. Bu bayram Küçük Çille’nin birinci Perşembe günü olur. o gece herkes sade veya ilaveli pilav yer. İçkisi olmayan hanelere “Ocağı Boş”denir. Her Karakoyunlu’nun komşudan içki almaya hakkı vardır. Bu gece herkes od ve mum yakmak zorundadır. Kurban bayramında bütün hacılar kurban keserler. Burada Kum Gadir Bayramı da kutlanılır. Mezarlıklarda ve nişangâhlarda hurma paylanılır. Ehl-i Hak Karakoyunlu Türkleri; hem Meşhet’e, hem Kerbala’ya ve hem de Mekke’ye giderler.[10]  

            Hıdır bayramı Anadolu Türklerinden her kesimde kutlanılır. Geçmişte bu kutlamalar daha yoğun olurdu. Bilhassa kırsal kesim de Bahar Bayramı olarak bilinir. Her il ve ilçenin Hıdırlık denilen mesire yerleri vardı. Buralarda bazen ulu Gabirler de olurdu. Biz bunlardan bu isimle anılanları Safranbolu, Trabzon ve Oğuzlu (Azerbaycan) da resimledik. Hz. Hıdır ile ilgili hikâyeler Anadolu Türklerinde de çok anlatılır. Ancak, Varto, Tunceli yöresindeki anlatı ve uygulamalar çok daha yoğundur. Aile içerisinde ve komşular arasında bu bayramda renkli uygulamalar yaşanır. Biz Lolan, Cibranlı, Hormek alevi inançlı Müslüman aşiretler arasında bu tür tespitlerimizi yayımlamıştık. Bu üç aşirette de Karakoyunlulara mensubiyet duygusunun yoğunluğunu M.Ş. Fırat’ın Doğu İlleri ve Varto Tarihi isimli eserinden izleyebiliyoruz.[11] Ilhıcı Ehl-i Hak Karakoyunlu Türklerinde dikkatimizi çeken bir husus da, inanç kesimleri arasında daha toleranslı olmalarıdır.

            Ilhıcı Karakoyunlularının büyük çoğunluğu kendilerine ehl-i hak olarak tanımlarlar. Savatsız (cahil kesimler) kendilerine Göran /Gören derler ve bu kelimeyi görebilmekle izah ederler. Kendilerini Kürtlerdeki Goren aşireti ile karıştırmamak için özel önem gösterirler. Burhanul hak isimli eser, bunların inanç ve yaşama biçimlerini nesir ve nazımla anlatmıştır. Bu eser; Ehl-i hak Karakoyunlularının yaşama biçimlerini verirken semahları, ibadet şekilleri, sofra adapları, nezirleri vs. anlatır.

            Bize göre Goren Kürt aşireti ile ilişkili olunmasından da bu derece kaçınmaya fazla zaruret yoktur. Kürt aşireti olarak bilinen toplulukların asgari büyük çoğunluğu soyca ve tamamı da kültürce Türk’tür.

            Ehl-i hak inançlı Karakoyunlu Türk boyları; Haksarılar (Toprak Sarılar), Safi Elişahiler, Günabadiler, Bektaşiler, Mevlevililer, Yadigarıtlar, Yeddililer, Davudiler(...)dir.

            Ehl-i hak inançlı müslüman Türklerin inancına göre “Şah Şerbeti” içilir. Bu şerbetin içerisinde hükmen (muhakkak) bir üzüm veya bir kişmiş tanesi bulunmalıdır. Bu şerbetin içilmesi “Kırklar”ın ilk toplantısındaki merasimin tekrarı anlamındadır. Bu konu Rehberi isimli ozanın şiirlerinde anlatılırken; 

            “İçerem Şah Şerbetinden

            Dahı gamma gilen (kılan) olmaz

            Sırrımız halka fash oldu

            Dahı danma (inkar etme) gılen olmaz,

 

            “Kırkların sırrı bir oldu

            Gör ne hikmet sır oldu

            Şah-ı Vilayet Pir oldu

            Dahı danma gılen olmaz

 

            Şerbetin esli nedendür

            Kimse bilmez ne meydendür

            Kırklar onu nuş edendür

            Dah-ı gamma gılen olmaz

 

            Eli’ye kuruldu Mimber

            Kulluğunda durdu Kamber

            Sakisi oldu Peygamber

            Dahi danma gılen olmaz

 

            Eli getirdi bir terk ile

            Ahiler onu ezdiler

            Verdiler gönül gönüle

            Dahi damma gılen olmaz

 

            Peygamber bir cam eyledi

            Kırklara enam eyledi

            Cümle bir dilden söyledi

            Dahi damma gılen olmaz [12]

 

            Ehl-i Hak inançlılar kendilerini tam ve gerçek Müslümanlar olarak bilirler. Şeriattan, tarikatten, marifetten geçmiş hakikate ulaşmış Müslümanlar olarak tanımlarlar. Namaz ve oruç ibadetlerini kabullenir ancak uygulanmaları cihetine fazla gitmezler. “İbadeti zahiren yapmak önemli değil, insan her zaman ibadet içinde olmalıdır. Günde 5 vakit namaz kılan değil, daima namaz kılan olabilmeli. Her Müslüman günde bin defa lailaneillallah daim Allah illallah, demelidir”.[13]

            Namaz kılmak ve oruç tutmak Hz. Eli’nin camide darp edildiği tarih olan Ramaza’nın 19.,21. günleri muhakkak şarttır. Camii haram kabul edişlerini Hz. Ali’nin camide şehit edilmesi ile izah edilmektedir.[14] Anadolu Alevilerinden bu inancı taşıyan kesimler de vardır. Ancak büyük çoğunluk bu görüşe katılmazlar.

            Ehl-i Hak inançlı Türklerde Babanehani’den sonra “kutup” tabiri yerini “Çırağ” tabirine bırakmıştır.[15] Çırağ’lık rütbesi mirasıdır. Babadan oğla geçer. Baba ölünce, kendisinden sonraki Çırağ’ı tayin etmemiş ise, en büyük oğul çırağ olur. Bu çırağların; Tahran’da, Şeki’de, Kıpçak’ta, Hamna’da temsilcilikleri vardır. Bu çırağların görevleri arasında irşat hizmetinin dışında ayrıca; yeni doğan çocukların kulağına dua okuma, evlendirme ve boşamanın dini işlevlerini yürütme, meyyit namazını okuma (cenaze namazını kıldırma) gibi hususlar da vardır.

            Kutup’un İslam dini terminolojisindeki yeri çok defa farklıdır. O, bediüzam ve çok kere onunda üzerinde bir mevkidir. İslam tarihinde bu mevkie gelebilmiş sayılı insan vardır. Çırağ’ın ölen babanın yerine geçmesindeki yöntem Kuzey Irak Türkmenleri arasındaki Şebek ve Ke-kailer’i hatırlatmaktadır. Ehl-i Hak’ların İran ve Azerbaycan’da temsilcilikleri varken Türkiye’de olmayışı ilginçtir. Türkiye’de miktarı az bulmuş olabilecekleri gibi, Zazaca konuşanların ayrı bir organizasyonları da olabilir. Çırağ’ın görevlerine gelince Anadolu’da bunları hocalar veya dedeler yapmaktadırlar.

            Ehl-i Hak Türklerinde çocuk 15–16 yaşlarına kadar cem’e giremez. Cem’in dışında oturup olayları izleyip öğrenebilir. Öğrenince “Cerge” girebilir. Cerge girmekle Ehl-i Hak cemaatına girmiş olur. Cerge’ye girmeden 1 gün evvel kurban keser. Sonra Cem’e girmek için sürünerek girer. Doğru mürşidinin yanına gider. Mürşit kulağına dua okur. Çocuk kulağına okunanları tekrar eder. Daha sonra sürünerek eski yerine döner orada oturur. Böylece Tarikat Yolu’na ayak basmış olur. Sıra ile; tövbe, tevekkül, rıza, murakıbet, fakr, fena, müşahede eder.

            Ehl-i Hak inancı Türkler arasında bazen sakal ve bıyığı’nı Kerbelada kestirmeyi nezir edenler olur.[16]

            Nezir/adak bilindiği gibi, canlı hayvandan olabildiği gibi maldan paradan da olur. Bedeni nafile ibadetten oruç ve namaz nezir edenler de olur. Borçalı ve Azerbaycan’da yaşayan bir pir’e nezir edilen bir şeyi Pir isterse alıp kabul ettikten sonra muhtaç birisine gönderebilir. Kuzey Irak ve Golan Türkmenlerinde konuşmadan 7 kapıdan ekmek dilenmeyi nezir eden anne adayları olmuştur.

            Tekrar kutup konusuna dönülecek olur ise, Ehl-i Hak inançlı Türklerde bilinen 37 kutup vardır. Bazı kutup nameler bırakmıştır. Bilinen en tafsilatlı kutup name Rehberi’dir. Bu eser Kutup Rehberi’ye aittir. Baba Nehani’nin kutup namesi en tafsilatlı olan kutup namedır. Bu zat, Hatemel Kutbeyn (Son ve en önemli dönem)dir. Bilinen kutuplar; Şeyh Hesen Besri, Şeyh Maruf Kerhi, Şeyh Sedr, Şeyh Rüknettin, Hıdır, Pir İlyas, Sultan Nehani, Hudaybek, vd.dir. Rehberi’ye göre, Şeyh Safi (Şah İsmail’in 4. dedesi) den sonra gelen kutuplar Azerbaycan Türk coğrafyasından olmuştur.

            Kutup Baba Nehani’nin eseri Divan-i Fatihi’dir. Bu eser tamamen Türkçedir. Esasen bütün kutupların eserleri Türkçedir. Baba Hazırı’nın mezarı Husravşahtadır. Burası Ilhıcı’ya 6 km. mesafededir. Baba Selman’ın Kutup namesi, Keşful Esrar (Esrarların Keşfi) isimli eserdir. Bu eser Türkçe ve Farsça olup 12 bölümden meydana gelmiştir. Kur’an ve Nehcul Belage (Hz. Ali’nin Konuşmaları) ndan sonra bu yörede en önemli eser olarak kabul edilmektedir. İnanca göre bu eser herkesin yanında okunulmaz. Büyük bir kısmı Türkçe olan bu eser senede bir defa okunur.

            Kutupların yaşamı efsane ile karışmıştır. Zamandan ve zeminden münezzeh kabul edilirlerdi. Nebi Ağa Gregoryenler arasında da dini itibarı olan bir otorite idi. Zamanında Ermeni kesişleri ziyaretine gelirlerdi. Nebi Ağa’nın müritlerine Nebili denilirdi. Müritleri onun öldüğüne inanmazlar. 12. imam gibi kayba karıştığını kabul ederler. “Nebi Bayramı” ile “Hıdır Nebi Bayramı” halk arasında birbirine karışmıştır. Nebi bayramını Gregoryen –Ermeniler de kutlamaktadır. Gregoryenler bu güne “Sume Sergis”demektedirler.[17]

            Kutup nameler Anadolu’da sadece Ehl-i Hak kesimin değil, tarikatlar tarihi, İslam felsefesi, tasavvuf ilmi ile ilgilenenlerin de başvuru kitapları arasında bilinir. Dönemin dini liderlerinin hemen hemen hepsinin hayatı efsanelerle karışmıştır. Bizim açımızdan bu eserler çok yönlü kaynak olan başvuru eserleridir. Dikkatimizi çeken diğer konu Gregoryen inançlı halkın Karakoyunlu Türk dini liderlerine itibar etmesidir. Olay saygın din adamının farklı dinlerden halkın sevgisini saygısını kazanmış olması mıdır? Yoksa bütün Gregoryenlerin Ermeni milliyeti ile özdeşdirilmeden evvel bir kısım Türkler Karakoyunlu çağından veya daha önce Gregoryen inancına mı girdiler? Bunlar Türkçe konuşan Türk soylu ve Türk töreli insanlar iken, Gregoryen mi oldular. Böyle olunca Nebi Ağa’nın Gregoryen Türkler tarafından özel itibar görmesinin izahı da kolay olur. Gerçi Nebi Ağa İslam ulusu örneğinde olduğu gibi Müslüman ve Hıristiyan azizlerinin özdeşleştirildiğinin örnekleri az değildir. Sarı Saltık bunlardan birisidir. Ancak bizim Gregoryen Türkler yaklaşım tarzımızı doğrulayan örnekler de vardır. Iğdır’da Er Davut Ocağı Müslüman halkın da ziyaret ettiği üzerinde haç bulunan büyük bir kayadır. Bu ziyaretin izahı her iki şekilde de yapılabilir.[18]

            Fezlelibey Divanı, Eser Türkçe gazellerden oluşan bir divan olup, Fezlelibey’e aittir. Nesimi Divanı, 500 sahifeden meydana gelmiştir. Diğer önemli bir eser Fuzuli’nin Hakikat-i Süeda’sıdır.

            Ehl-i Hak inançlı Müslüman Karakoyunlu Türklerinde halk inançları genel Türk halk inançlarından fazla farklılık yansıtmazlar. Ölüler evde yıkanırlar. Hayatlarda Kara Çadırlarda yıkanılır. Yas merasimi 3 gün sürer. 1. günün akşamı helva ile mezarlığa gidilir, mum yakılır ve fatiha okunur. [19] Bahçe anlamında hayat, Kars ve çevresinde de vardır. Mevtanın evde yıkanılması yakın geçmişe kadar çok yaygın iken, şimdilerde bu uygulama kırsal kesimde kalmıştır. Apartman hayatı ölü yıkanmasını camilerde yaptırmak zorunluluğunu getirmiştir.

            Ehl-i Hak Türklerinde, diğer Türk boylarında olduğu gibi mezarlar kutsaldır. Ziyaretgâhları sayıya gelmez, çokturlar. Dut Ağacı ve Âlem Ziyaretleri’nin mumları hiç söndürülmezler. Sonsuz (çocuğu olmayan) kadınlar ziyaretlere daha çok giderler. Ziyarete ayakkabı ile girilmez. Ziyaretlerde sandukaya tavaf edilir mum yakılır. Ziyaretten arka arka çıkılır ve kapısı kapatılır. Akşam gün batmadan kadınlar ellerinde ekmek ve mumla ziyarete gider, mumları ziyarette yakarlar. Ekmekleri de oradaki sıçanlara verir bu hayvanları doyururlar. Orada hiçbir hayvan öldürülmez. Tanış ve kadın ve erkekler karşılaştıklarında karşılıklı ellerini uzatır ve “Eli’nin Eli” diyerek tokalaşırlar. Nişangâh’a hiç kimse kesinlikle arak içmez.

            Gülmüşk Hatun (imamzade) Hz. Ali’nin torunu olarak bilinen bir ziyarettir. Buraya yağmur duasına gidilir. Burada kaşıkla su serpilir ve su istenir. Kutsal kabul edilen taşlardan; Karataş, Elitaş, ayrıca Hz. Ali’nin kılıcı ile ikiye böldüğüne inanılan Taş, Elitaşı büyük bir kayadır. Burada Hz. Ali’nin parmağının ve atının nal izi olduğuna inanılır. Üç Kardeşler Taşı: Nebi Ağa kente gelince, O’nu tanımayan üç genç onun aleyhinde konuşurlar ve taş kesilirler. Gülmüşk Hatunun arkasındaki büyük taş, Baba Pir Eli’dir. Bu taş bazılarına göre büyük bir derviş ve bazılarına göre de Hz. Ali’dir.[20]  Hz. Ali Kültü, Anadolu Türklerinde de çok kuvvetlidir. Sadece Alevi ve Bektaşi gibi inanç çevrelerinde değil, bütün dini çevrelerde Hz. Ali’ye karşı muhabbet vardır.

            Ehl-i Hak Karakoyunlu Türkmenlerinde Şahsey – Vahşey inanç ve uygulaması vardır. Merasime katılanların ellerinde kama olur. Merasim semah gibi ritimli ve uzun olur. Bu Türk boyunda taziye merasimleri Kumru ve Dahil’in bu isimle tanınan iki ünlü eserine göre olur. Kumru’nun yazarı Nahçıvanlı Kumru ve Dahil’in yazarı ise, Meragalı Dahil’dir. Her iki eser de tamamen Türkçedir.

            Dahil’in bölümleri:

            Müslüm ve Müslümün Balaları

            Sakine ve Ekber’in Konuşması,

            Kasım ve O’nun gelinin konuşması

            Şumur ve Hz. Abbas’ın konuşmaları

            Haris ve Eşinin konuşmalarıdır.

            Ehl-i Hak Karakoyunlularında Aşure Günü İmam Hüseyin’in rolünü mürşit oynar. Köyün Aşığı –Ozanı da Yezit olur. Yezidilerin elbiseleri Kızıl, İmam Hüseyin’in giysileri ise Yeşil olur.[21]

            Ehl-i Hak mezar taşları raz-ı remzi’lidir. (yazıları sırlıdır) Taşlarda tarak, makas, tüfek gibi şeylerin resimleri olur. Bu gelenek Türk ellerinde oldukça yaygındır. Derbentteki Kırklar Mezarlığında birçok eski ve yeni mezar taşlarında at, koyun, saksıda çiçek, kama, çizme, tüfek ve benzeri örnekleri görebilirsiniz.[22] Farklı boyutlarda da olsa bu uygulamayı biz Iğdır, Tunceli ve daha birçok yerde gözledik. Esasen kullanılan motifler değişmiş olmakla beraber Türkiye’nin her yerindeki birçok mezar taşında mevtanın cinsiyetini ve mesleğini simgeleyen resimler görebilirsiniz. Bu gelenek Osmanlı mezar taşlarına kavukların türü şeklinde yansımıştır. Sırlı yazısı olan mezar taşlarının tarihi seyri ve yayıldıkları coğrafya Türklerin dini tarihleri hakkında da bir fikir vermektedir. Altaylardaki Türk bölgelerinde görülen üzeri koç-koyun ve at heykeli mezar taşlarının üzerinde Akkoyunlu mezar taşlarında olduğu gibi, ok, kılıç, kama, tarak, iğne ve benzeri motifler vardır. Azerbaycan’ın İslam Türk bölgelerinde ve Anadolu’nun Ahlât bölgesinde bu mezar taşlarında fatiha türünden Arap harfli yazılar vardır. Erivan yöresi kilise bahçesi mezar taşlarında ise, tamamen aynı olan koçlu koyunlu mezar taşlarında haç da bulunmaktadır. Bu türden hayvan heykelli mezar taşı başka bir Hıristiyan mezhepte görülmez iken, Dünya’nın başka bölgelerindeki Gregoryenlerde da bu tür mezar taşına rastlanılmamaktadır. Ermeniler Kafkasya’dan Altaylara göç etmediklerine göre, Altaylardan Kafkasya’ya gelen halklardan bir halk bu kültürü taşımış ve Kafkasya’da Gregoryen inancını benimsemiş olması gerekir. Bize göre bunlar Türklerdi ve bugünkü Kafkasya Ermenilerinin belirli bir kısmı Türk soylu idi.

            Ehli hak Türkmenlerinde mezarın yanında mum yakmak için bir ocak vardır. Mumsuz mezarlığa gidilmez. Mezarlıkların içerisinde mürşit mezarları da vardır. Bazı eski mezar taşları Türkçe yazılı iken, bu tür mezar taşları yaygınlaşmaktadır.

            Anadolu’da mum yakmak için ocak bulunan mezarlar daha ziyade Alevi- Bektaşi ve Şii Caferi mezarlıklarında görülmektedir. Bu kesimin ulu kabirlerinin de belirli bir yerinde mum yakmak üzere ocakları vardır. Mum geleneği daha ziyade türbe ziyaretlerinde görülmektedir. Birçok ulu zatın yakın çevresine yapılan definlerle yeni


 
  Gara © 2008   Sayfa 0.008 saniye'de oluşturuldu  

 
Anasayfa  |  Yazılar  |  Yayınlar  |  Foto Galeri  | Dosyalar
Ziyaretçi Defteri  |  İletişim