GİRİŞ
Biz bu yazımızda Azerbaycan ve İran’daki etnik kesimler üzerinde dururken, her iki ülkedeki mevcut etnik kesimlerin tümü üzerinde durmayacağız. Ayrıca sadece bu ülkenin etnik yapısına dair bilgi vermeyecek; aidiyetleri ciheti ile bu etnik unsurların bulunduğu ülkelere ve ilgili diğer komşu ülkelerin etnik yapılarına da değineceğiz. Etno – sosyal yapının etno – politik yapıya yansıyışına dair görüşlerimizi de açıklayacağız. Bölge ulusları arasındaki, etnik yapıdan kaynaklanan siyasi ilişkilerin bölge dışına ve süper güçlere yansıyışına dair tespitlerimizi yansıtacağız. Yazımızda, “İran” ve “Azerbaycan” tanımlarını mümasilleri “Anadolu” da olduğu gibi coğrafi tanım olarak kullanıyoruz. Bu bağlamda İran’ı tanımı, Hint – Avrupai anlamında olmayıp İran coğrafyasına mensup olan anlamındadır. Keza Azeri tanımı Azerbaycan’ın Oğuz Türklerinin adıdır. Azerilik geniş anlamda Türkmenliğin Azerbaycan yurdundaki ismidir. Zamanda Azerbaycan Türkmenleri Azeri Türk kültürel kimliğini oluşturmuştur. Azerilik geçmişte ve günümüzde bu toplumun siyasi kimliği olarak da kullanılmıştır. Toparlamak gerekir ise Türkmenlik Türklüğün asli unsurlarından iken, Azerilik Türkmenliğin asli unsurlarındadır.
AZERBAYCAN ETNO – SOSYAL YAPI
Coğrafi tanım olan geniş anlamda Azerbaycan Kuzey Azerbaycan (Azerbaycan Cumhuriyeti), Güney Azerbaycan (İran Azerbaycan’ı), Gürcistan’ın Borçalı ve müştemilatı, Dağıstan’ın Derbent bölgesi, Türkiye’nin Aras vadisi, Nahçıvan ve hatta Erbil’den oluşmaktadır, tarzında tezler vardır. Biz daha ziyade realite etrafında tartışacağız. Azerbaycan tabiri hatıra bugünkü toprakları üzerinde Azerbaycan Cumhuriyeti bulunan ve İran, Gürcistan, Ermenistan, Kazakistan, Rusya Federasyonu ve Türkiye ülkeleri ile sınırlandırılmış olan 45–51 enlem ve 38 – 42 boylamları arasında 86,6 km² olan alanı getirir. Bu Azerbaycan, çok kere Kuzey Azerbaycan olarak bilinir. Güney Azerbaycan ise, İran – Ermenistan Türkiye ile sınırlanmış bulunan 15,6 –36,2 enlem ve 63,4 – 68,5 boylamları arasındaki coğrafi kesimdir. Burası İran İslam Cumhuriyetinin büyük ölçüde Doğu ve Batı Eyaletlerine tekabül eder. İran’ın –Erdebil, Zencan, Kürdistan, Gilan, Tahran, Hamedan, Kirmanşah, Merkezi, Kum, İsfahan, Simnan, Mazanderan, Gezd, Horasan, Kirman, Fars gibi 28 eyaleti vardır. Kuzey ve Güneyi ile her iki Azerbaycan Birleşik Azerbaycan Bütün Azerbaycan veya Vahit Azerbaycan, olarak tanımlanmaktadır.
Güney ve Kuzey Azerbaycan Türklerinin yaşadıkları coğrafyaya her zaman “Azerbaycan” tabiri ile izah etmek mümkün olamamaktadır. Örneğin Gürcistan’da Azerbaycan menşeyli olan Türklerin tamamı için yalın halde Türk denilerek ihtiyaç karşılanmamaktadır. Zira Gürcistan’da Azerbaycanlı olmayan Türkler de vardır. Gürcistan’daki Azeri Türkünü isimlendirirken “<Gürcistanlı Azerbaycan Türkü” veya “ Gürcistan’daki Azerbaycanlı Türk” tanımı da pratik değildir. Bunun içindir ki bir Azeri tanımı doğmuş ve Azerbaycan Türklerinin yaşadıkları Azerbaycan dışı coğrafya ile bir”> Azeri diasparası oluşmuştur. Mevcut bilgilere göre günümüzde Azeri Türklerinin muhtelif ülkelere dağılımları; Türkiye, 2,5 milyon, İran: 28 milyon, ABD: 1milyon, RF:2 milyon, Mısır: 850 bin, Irak: 1 milyon, Pakistan 650 bin, Afganistan 450 bin, Almanya 300 bin, Ürdün 450 bin, Endonezya 44 bin, Hindistan 300 bin, Cezayir 260 bin, İngiltere 170 bin, Kanada 170 bin, Bangladeş 173 bin, Gürcistan 64 bin, Belçika 13 bin, Avusturya 19 bin, Avustralya 8 bin, Arnavutluk 12 bin, Arjantin 12 bin, Danimarka 56 bin, Kuveyt 18 bin, Malta 2.500, Moğolistan 5 bin, Amman 19 bin, Portekiz 8 bin, Yemen Arap Cumhuriyeti 33 bin, İtalya 30 bin, Meksika 26 bin, Norveç 50 bin, Romanya 44 bin, Suudi Arabistan 40 bin, Suriye 92 bin, Sudan 17 bin, Japonya 10 bin, İsveç 42 bin, Polonya 12 bin, Fransa 65 bin, Çin 30 bin, İspanya 14 bin, Çek Cumhuriyeti 2 bin, Slovakya 2 bin, İrlanda 4 bin, Yugoslavya 6 bin, Macaristan 27 bin, Litvanya 2 bin, Estonya 2 bin 700, Ukrayna 600 bin, Kazakistan, 100 bin, Türkmenistan 38 bin, Moldova 4.800 Letonya 4 bin, Belorusiya 7 bin, Finlandiya 12 bin, Özbekistan 60 bin, Tacikistan 14 bin, Azerbaycan 7 milyon, Bermonya 8 bin, Yemen Arap Demokratik Cumhuriyeti 27 bin, şeklindedir. (Dünya’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin sayısı Tanıtım 26 Şubat- 4 Mart 1999). Bu bilgilerden hareketle Azerbaycan Cumhuriyeti dahil dünyanın 64 bölgesinde Azerbaycan Türkü yaşamaktadır, İran’da yaşayan Azerbaycan Türkleri, Azerbaycan Cumhuriyetinde yaşayanların dört katıdır, toplam miktar 47 milyon olunca Güney ve Kuzey Azerbaycan’ın dışında 12 milyonluk bir Azerbaycan diasporası vardır. Esasen bu noktada bölgenin diğer halklarının diasparası da yansıtabilirdi, ancak konumuz bu husus değildir.
Azeri diasporasının/kopuntunun bir boyutunu tarihi Azerbaycan Türk yurtları oluşturmuştur. Günümüz Azerbaycan’ının yakın çevresindeki ilgili kesimlerin izahı bu şekilde yapılabilir. Avrupa’daki Azerbaycan Türk potansiyeli Güney Azerbaycan’dan Şah döneminde eğitim ve benzeri nedenlerle giderler ve Humeyni döneminde rejimden sonra kaçanlar olarak görmek mümkündür. 1992 den sonra yaşanan gelişmeler ise, Kuzey Azerbaycan’dan ve bu arada Gürcistan’dan Azeri göçü şeklinde olmuştur. Ancak Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerde Azeri Türkünün varlığından bahsedilirken, nereden yola çıkıldığını anlamak zordur. Yunanistan Türkleri Evladı Fatihan ve Ortodoks Türklerdir. Keza Bulgaristan Türklüğü Hıristiyan Bulgar Türk Boyu ile Evladı Fatihandan oluşmuştur. Romanya’da Tatar Türkleri ile evladı fatihan Türkleri vardır. Ayrıca bir Azeri Türklüğü tespiti nasıl yapılmış olabilir? Arap ve Türk Devletlerine Sovyet döneminde Kuzey Azerbaycan’dan geçiş yapılmış olabilir?
Azerbaycan Türkü ve Azerbaycan konuları gündeme gelince bu bütünün aslı parçalarından birisi Nahçıvan’ın nüfusu 400.000 civarındadır. Başka bir etnik kesimin yaşamadığı Nahçıvan ve Türkiye, İran ve Ermenistan gibi komşularınca sınırlandırılmıştır. Yüzölçümü 5.500 km² dir. Azerbaycan’ın Ermeniler tarafından istila edilen Karabağ gibi bölgeleri Azerbaycan’ın ve 1.200.000 civarındaki kaçkın da Azeri Türklüğünün parçalarıdır.
Azerbaycan İstatistik komitesinin tespitlerine göre Azerbaycan’da etnik dağılım 1999 sayımına göre 7.953.400 olan toplam nüfusun 7.205.50’i Azerbaycanlı (Azerbaycan Türkü), 29.000’i Ukraynalılar, 1.417.000’i Rus, 43.400’ü Türk 30.000’i Tatar, 76.800’i Taliş, 76.800’i Lezgi’si 8.900’ü Yahudi, 13.100’i Kürd/Kürt, 120.700’ü Ermeni, 50.900’ü Avar, 14.900’ü Gürcü, 4.100’ü Üdin, 15.900’ü Sahur, 10.900’ü Tat, 9.600’ü ise diğer milletlerdedir. Bu açıklamadaki terminoloji de bize göre sağlıklı değildir. Azerbaycan’da yaşayan Rus veya Ermeni’ye Rusyalı veya Ermenistanlı denilmemiştir. Doğrusu da budur. Zira o tanımlar coğrafyayı, vatanı belirlerler. Dikkati çeken diğer husus, Tatarların ayrı isim başlığı altında zikredilmiş olmasıdır. Hâlbuki bütün Rus ve batı kaynakları 20.yy. başlarına kadar bölgenin Türklerine genel anlamda Tatar olarak zikretmektedir. Keza Türklerde ayrı başlık altında belirtilmiştir.
Bir batı kaynağı da 1998 verilerine göre Azerbaycan’ın etnik durumunu anlatırken; “Azeriler %90, Dağıstanlılar %3,2, Ruslar %2,5, Ermeniler %2 ve diğerleri de % 2,3”olarak yansıtmaktadır.
Azerbaycan Türküne Azeri kimliğini uygun görenler arasında yaygın olan bir görüş de, bu Türk kimliğinin sadece Oğuz Türklüğünden değil, bölgede var olmuş daha eski dönemlere ait Türklüğü de içerdiği şeklindedir. Azeri milli kimliği üzerinde siyasi amaçla ısrar edilmesinin sebepleri üzerinde duranlar, “Elçibey ile başlatılan siyasi – ideolojik faaliyetlerin bir devamı intibası bırakmamak için halefi olan siyasi kadroların tezidir. Ayrıca, bölge ülkelerine yayılmacı ve hegemonyacı bir Türk potansiyel sergilememek ihtiyacından doğmuştur, tarzında izahlar getirmektedirler. Bu görüşe göre; Azeri milleti, milliyeti, Azeri dili, Azeri kültürü vardır ve özgündür.
Azerbaycan Türklüğü üzerinde çalışan teorisyenlerden H.İbrahimliye göre; “Azerbaycancılığın temel amacı Birleşik Azerbaycan hedefine ulaşmaktır. Bu ülkünün kuzeyde ve güneyde farklı işlevleri vardır. Şöyle ki, kuzeyde Azerbaycancılık üniteliği hedeflerken, güneyde ayrımcılığı yani Türk – Fars ayrışımını amaçlar. Türkçülük ve Azerbaycancılık Azerbaycan ulusçuluğunun esasını oluşturmaktadır. Ulusçuluk bir devletçilik bilinci ve siyasi süreçtir. Bunsuz milli bağımsızlık kazanılamaz ve kazanıldığı takdirde de çabuk kaybedilir.
Siyasi Türkçülüğün gelişmesinin en önemli şartı, felsefi, tarihi ve kültürel Türkçülüğün hem kavranmış hem de gelişmiş olmasıdır... Güneyde Azerbaycan’da Fars – Türk ayrışması ve Kuzey – Güney birleştirilmesi çalışmaları bu itibarla önemlidir.
Azerbaycan’daki mevcut etnik kesimlerden, İngılay Hapıtlı, Hınalık, Kırızlılar, Buduh, Taliş ve Üdin’den, bahsedilebilmekte iken, bunlardan Azerbaycan’ın Lenkaran kesimi halkından Taliş’lerin özel durumu vardır. Azerbaycan’daki etnik yapıya dair bilgi verirken Gemerşah Cavadov, Azerbaycan’ın İran dilli etnoslarından: Tatlar, Talişler Kürtleri, Kafkas dilli etnoslarından: Şahdağ halkları,Udinler, İnkilaylar, Lezgiler, Avarlar, Sahurlar, Azerbaycan’ın Hıristiyan mezhepli etnoslarından: Almanlar, Ruslar ve Ermenileri anlatmaktadır.
Talişler büyük ölçüde Bozkır Medeniyetinin göçebe karakterini yansıtırlar ve hayvancılıkla geçinirler. Bununla birlikte büyük bir kısmı da yerleşik yaşama geçmiş tarla ziraatı ve muhtelif zanaatlar ve küçük ticaretle uğraşır olmuşlardır. Beş gruptan oluşan Talişlerin grup karakterlerini sosyal hayatları tayin etmektedir. Uzun süre Kaşkayiler’de olduğu gibi Talişlerde de konut ihtiyacını çadırlar karşılamıştır. Ancak kırsal kesimin Talişleri Kaşkayiler’den farklı olarak yüzlerini örtmektedirler. Talişlerde de Kaşkayiler’de olduğu gibi tek eşli evlilik vardır. Talişlerde evlenme yaşı Kaşkayilere nazaran daha erkendir. Erkekler 15 – 20, bayanlar 12–16 yaşlarında evlenirler. Her iki toplumda da diğer Türk kesimlerde olduğu gibi başlık parası (gelin parası) kebin ve kız kaçırma yöntemi ile evlilik vardır.
Talişlerin 100.000 kadarı kuzeybatı İran’da ve 30.000 kadarı da güneydoğu Azerbaycan’da yaşmaktadır. Kendilerini “Talishan” olarak tanımlayan Talişlerin dilleri ağırlıklı olarak Indo – İran dil grubuna girer. Farsça ve Rusça konuşan kesimleri de Talişçeyi bilirler. Azerbaycan Talişleri Azeri Türkçesini çok akıcı bir dille konuşurlar. Göç alanları Hazar Denizinin tropikal bölgeleri ile Taliş Dağlarıdır. Bölge uzun süre Türk hâkimiyetinde kalmıştır. Halk, bozkır kültürü, İslamı yaşam tarzı ve batı yaşam biçimi arasında bocalamaktadır, tamamı Müslüman olan Talişler Asya’nın İslam öncesi inançlarının da izlerini taşımaktadır. Dağ-Kaya-Toprak, Ağaç, Su gibi kültler inançlarında varlığını sürdürmektedir. Ak ve Kara iyeler “Al Karısı” “Alazkan” gibi kara iyelerle ilgili inançlar Eski Türk dini ile müştereklikler arz etmektedir.
Talişler 1993 yılında tahrik edilmişler, Aliyev Etibar Boyukağaoğlu, Bayram Sultanova Nametoğlu, Tahmazov Kurbanoğlu şehit olmuş ve Lenkeran’a büstleri dikilmiştir. Ali İkram Hummedov olayı olarak bilinen bu olayların çıkışından Talişler de Azerbaycan Türkleri de çok pişmanlık duymaktadır.
İRAN
Türk Dünyasını İran coğrafyası üzerinden bütünleştirmeyi tasarlayan teorisyenler Taliş bölgesi üzerinde önemle durmaktadır. Hazarın batısı ile doğusu arasındaki güney hattının sol ucunda Azerbaycan Türkleri, sağ başında Türkmenistan’ın İran içerisindeki uzantısı durumundaki Hazar Denizinin doğu kenarındaki Gorgon Eyaleti (Gülistan) ve Bender Türkmen Bölgesi vardır.
İran’ın etnik yapısı içerisinde, Türkler (Özbek, Türkmen, Azer, Kazak, Kalaç, Kaşgayi, Avşar v.s.) yerel dillerle konuşan Kürtler, Farslar (Beluşça, Gilekçe, Talisça, Tebereci, Kürtçe, Zazaca,Guranca, Lekçe, Kalani, vs.) Talişler (Türkleşmiş İranlılar), Samiler ( Arap, Asuri, Yahudi, Arami v.s.), Kafkasiler (az miktarda Gürcü ve Çerkez), Ermeni (300 000 kadar Doğu Azerbaycan, Urmiye, Tebris, İsfahan, Tahran civarında) isimli toplumlar vardır. Bunlardan yukarıda da belirtildiği gibi Özbek, Türkmen, Azar, Kalaç, Kazak, Kaşkayi, Avşar, isimli olanlar Türk soylu olarak bilinirler. Kürtlerin büyük bir bölümü de Türk’tür.
İran resmi literatüründe/edebiyatında İran Türkleri için eski Oğuzca konuşan Farslar tanımı getirilmektedir. Tahran’da tanıştığımız birçok Türk profesör grup halinde makam görüşmelerimizde, “İran’daki Türkçe konuşan halkın Selçuklu ve daha sonraki Türk yönetimi dönemlerinde Türkçeyi öğrenip ana dilleri Farsça’yı unutan Farslar olduklarını söylemişlerken, ikili özel görüşmelerimizde, bize İran Türkleri olduklarını söylemişlerdir. 1997’lerdeki bu çekingenlik 2001’lerde daha rahat ve daha cesur bir ortama yerini bırakmıştır. Tebriz’de Türkçe görüştüğümüz bir grup Türk genç bize, Azerbaycan’ı ve Azeriliği anlatırlarken “Burası yani Tebriz şarkı Azerbaycan’dır. Batı Azerbaycan buranın güneyindedir. Orası hırda Azerbaycan’dır. Bir de yeke Azerbaycan vardır. Oranın başı Aliyev’dir.” demişlerdir.
İran’daki Azerilerin dağılımına dair bilgi veren kaynaklardan Massıngon (1926–2 milyon % 15,9); S.J.Bruk (1956 – 4.200.000 % 25); H.Caziboğlu (1956 – 4. milyon % 20,6) ; Caferoğlu (1966 –4 milyon % 15,5) Y.Dönmez (1970 – 4.600.000 % 15)i M.Kafalı (1972, 6 milyon, %19); H.Caziboğlu (1980, 16 milyon % 43) Ercilasun (1981 –16 –21. milyon %43 –54), Yeni Türk ansiklopedisi (1985 – 15 milyon %37) şeklinde açıklamalar yapmaktadır.
İran Türklüğünden alınan bazı kesitler, bu topluluğun kendisini Azeri olarak tanımlamaktan ziyade, Türk olduklarını belirttikleri görülmüştür. Kuzey İran Türklüğü Azerbaycan – Ermeni çatışmasının birinci döneminde halk olarak Azerbaycan’ın yanında yer almış olmasına rağmen, savaşın ikinci döneminde İran Azeri Türkleri bu yakın ilgiyi sergilememişlerdir. Bu tutumlarında birçok faktörün yanı sıra, iki Türk kesimin ticari ilişkilerindeki aksamalar da yol oynamıştır. İran Türklüğünün Türkiye sempatisine, bu toplumun Avrupa’da eğitim görerek, batıda meslek edinen aydınları da rol oynamıştır. Bu aydınlarda İran alerjisi, Humeyni dönemi yönetiminde başlamıştır. İkinci büyük etken, Humeyni döneminde İran’da Türkiye’ye sığınan Türk kesimler oluşturmuştur. Sayıları milyonları bulan ve kendilerine laik Türkiye cumhuriyetinin “dinsiz” olduğu telkin edilen İranlı Türkler, Türkiye’deki dini hayatı bütün canlılığı ile görüp yaşayınca İran’ın dini propagandası ters tepmiştir. Bir diğer önemli faktör ise, Türk Radyo ve Televizyonları olmuştur. Anadolu Türk kültürünü gerçeğine uygun bir şekilde yansıtamamış olmasına rağmen, bu iletişim vasıtası ile Anadolu ve İran Türkçeleri arasında bilhassa musiki alanında ciddi kültür köprüleri oluşturmuştur. Sözlü ve görüntülü etkileşim itibariyle İran ile Azerbaycan arasında bu hat, bir süre İran lehine tek taraflı çalışmış sonra tamamen kapatılmıştır. İran Türklüğünü etkileyen diğer bir faktör, sempozyum türünden kültürel faaliyetler de tebliğcilerin tanışmaları olmuştur. 13–14 Şubat 2001 tarihlerinde Tahran’da yapılan “İran Dünyası ve Turan” sempozyumunda/bilgi şöleninde, Türkçe bildirilerin verilmesi engellenmiş, İran Türkleri yapılan tartışmalarda, Türk kültür kimliğine sahip çıkmışlardır.
İran’daki Azerbaycan Türklerinin alt grupları ise; Azeri, Kaşkay, Avşar, Şahseven, Horasanlı, Koçar, Karapapak, Eresbaran, Kazvin, İnanlı, Tehran, Ağaçeri, Gündüzlü, Kervan, gibi topluluklardır. 1997 yılında yaptığımız bir tespitte Tebris ve Isfahan’da bir çok Türk esnaf ve aydın kendilerini Türk veya Azeri Türkü olarak kabul ediyor, Nahçıvan ve Baku’ye Türklük adına sahip çıkıyor, ancak kendilerini Kuzey Azerbaycan safhında değil, onları kendi yanlarında görmek istiyorlardı.
İran’da Türk Etnik varlığının gerçeği, doğrusu fazla akademik verilerle izah edilememiştir. Daha sağlıklı bir ifade ile İran Türklüğünden bahsedilirken, bilhassa İran Azerbaycan’ının dışındaki Türk kesim için, çok kere Türk nüfus sayısal olarak belirtilmekte yetinilmiştir. Bazen sadece toplumun alt kesimleri ile yaşadıkları coğrafyalardan bahsedilebilmiştir. İran’daki Türk boylarına isnat edilen milli kimlik muhakkak ki gerçektir. Bu gerçek tarihi verilerden yola çıkılarak da kolaylıkla doğrulanabilmektir. Ancak bu kesimlerin, tarihi, sosyal, etnolojik, etnografik, vesaire yapılarını anlatan Farsça neşriyat bunların etnik kimlik itibariyle Fars olduklarını anlatır türdendir. İran Türk kesimlerinin aralarındaki, Türk olmayan İranlı toplumlarla ve İran yönetimi ile ilişkilerine dair yapılmış tarafsız çalışmaların fazla varlığı bilinmemektedir.
İran Türklerinin bu çerçevede itibariyle, bir örnek olmak üzere, sahibi büyük ölçüde kadim Türkler olan, Bozkır Medeniyetini yaşamları ile İran’da temsil eden Kaşkayi Türklerinden kısa söz etmek, onların Sosyal hayatları ve yaşayan kültürlerinden kısa aktarmalar yapmak yararlı olabilir.
Kaşkayiler Türk Bozkır Kültürünü, atlı medeniyetin göçebe hayat tarzını sürdürmektedir. Bu kültür başlıca sanatları olan halıcılığa doğal olarak yansımıştır. Bu kültürde toprak köleliği yoktur. Din adamları imtiyazlı bir sınıf teşkil etmez. Hukuk esasları töreye dayanır. Gök Tengri İnanç sisteminin bariz izlerini taşırlar. Kaşkayi halk kültürü Oğuz kültürünün daha yalın daha orijinal tezahürüdür.
Kaşkayiler bir Türk boyu olup doğal olarak ana dilleri ile konuşurlar. İran’ın güneyinde; Fars Isfahan, Huzistan, Buşehr, Köhkühiye bölgelerinde yaşarlar. Kışı, İran körfezinin doğusunda Zağros Dağlarının doğu eteklerinde geçirirler. İlkbahara doğru kuzeye Isfahan eyaletine çekilirler. Kışın tekrar güneye dönmektedirler. Üçde ikisi kanunla zoraki iskana tabi tutulmuşlardır. Kaşkayilerin günlük yaşamları, beslenme kültürleri, eğlenceleri, aile tipleri, İl (Kağan), Budun (Han), Tire (Bey), Uruk (Aksakal), Aile (Erkek), sosyal yapılanmaları tamamen Türk Bozkır Kültürünü yansıtır.
İranilik, Hint- Avrupa- Ari anlamında algılanınca Kafkasya’da yaşayan halklardan Dağ Yahudi illerinin dilini bir kısım Kürtçe, Osetçe, Talişçe, Tatca’yı içermektedir. Diğer Hint Avrupai dilleri arasına Ermenice ve Grekçe de alınabilmektedir. Kafkasya’daki Musevilerin büyük bir bölümü Hazar Türklerinin bakiyeleridir.
Bu noktada Güney ve Kuzey Kafkasya halklarından ismi geçen topluluklar Ari ırktan kabul edilir. Bugün Güney ve Kuzey olarak ayrılan Osetlerin % 70-75’i İrani olarak kabul edilirken %25 –30 Hunların bakiyesi, Macaristan Türklerinden olarak kabul edilir. Bunlardan Tuganlar, Abısallar, Kubatlardan Türkiye’de aileler vardır.
İran, inanç faktörünü tarihte ve günümüzde gerçek anlamda politik bir koz olarak kullanmıştır. Halen İran’ın Şii- Caferi bir dünyası vardır. İran’ın Kum kentindeki Ehl-i beyt Kültürünü Yaşatma Vakfı’nın merkezi Necef’de olup 100 milyonu aşkın dünya Şii- Caferiliği adına faaliyet göstermektedir. Şii – Caferi inançlı İslam alem, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Özbekistan’dan mahdut kesimler İran, Azerbaycan, Nahçıvan’ın tamamına yakın kısmını, Rusya Federasyonundan Derbent ve Tiflis’ten bir bölüm Irak, Suriye, Körfez ülkelerinden belirli kesimler ve Türkiye üzerinden Balkanlara ulaşmaktadır. Anılan Vakfın gelirlerini cemaatın dini vergileri olan ve kazancın %20 sini teşkil eden “Humus” oluşturmaktadır. Ayrıca Meshed gibi şehirler vakfın vakfiyesidirler. Bu kuruluş 1997 yılı tespitleri itibariyle dünya Caferiliğinden 600 bin dini eğitim gören öğrenci ve din görevlisine maaş vermekte, İmam Rıza Külliyesi’nden aynı yılın tespitlerine göre 300 bin insana daimi yemek verebilmektedir. Humus’tan gelen yıllık gelirin % 5’i, 50milyon doları bulmaktadır.
İran’da, görünürdeki milliyet Şii-Caferilik ile bütünleşmiştir. Zahirde ise, Fars, Türk, Arap, Lor, Beluç, Talis, Bahtiyari, Zengibar ve Hintli değil, İranlılık vardır. Gerçek de ise, Fars Kültürü ve emelleri ile Şii Caferilik birleşip Fars milliyetçiliğini meydana getirmiştir.
İran’ın resmi bakış açısına göre: Sasaniler, Safeviler, Avşarlar, Zendiler, Kaçarlar gibi yönetimde bulunmuş hanedan aileler ile Gazali, Ebu Reyhan, Burini, Hace Nesir Tusi, Sadi, Hafız, Mevlana gibi sahalarında kendilerini tescil etmiş isimler İran İslam Dünyası’nın ürünleridir. Bu dünya yani söz konusu İslamiyet Şii- Caferi İslam’dır. İran, yanılmıyorsam zahirde İran vatandaşı olmayı, gerçekte ise Fars milliyetçisi olmayı yansıtıyor.
İran’daki Türk potansiyelden, Türklük adına söz edilirken, bir husus çok iyi bilinmelidir ki, tarihte İran’da yönetimde bulunmuş hanedanların çoğunlukla Türk olmaları, onların tarihte Şii – Caferi İslam adına var olmuş olmaları gerçeğini değiştirmez. “Tıpkı bugünkü İran İslam Devrimini realize eden, çeşitli etnik kesimlerden birisinin de Türkler olmaları gibi” günümüz Şii-Caferi İslam Dünyasına sözcülük eden İran, bu potansiyeli, İranlılık adına sahiplenmektedir. Bu gerçeği göz ardı edemeyiz. Buna bağlı olarak denilebilir ki, İran aydını, Anadolu’da İslamı iktidar yapmayı tasarlayan zemin ile ve ehl-i sünnet’den müşteki olan ortamlarda ayrı iki farklı etkinlik göstermektedir.
İran’ın bu çehresini gündeme getirme sebebimiz İran’ı, Şii–Caferi-İslam dünyasını veya siyasi İslam’ı zemmetmek için değildir. Bu arada siyasi İslam ile fundamantalist İslam bazılarınca yanılarak kabul edildiği gibi aynı şey değildir. Bu iki ayrı İslam’ın ortak noktalarının bulunuşu İran rejiminde iki olgunun bir arada oluşu ayrı bir husustur, bu hususa yer verişimiz ABD-İran ve bazı Avrupa ülkeleri İran ilişkileri itibariyledir. İran bize göre son dönem tarihi seyri itibariyle Saddam’ın Irak’ını andırmaktadır. Bu ikinci ülke Pazar oluşturduğu ve enerji sağladığı zeminde batının ilişki kurduğu fakat siyasi tercihi farklılık gösterdiği zaman sert uyarılan bir sonuca götürülmüştür. İran’ın da aynı kaderi paylaşmasını temenni etmeyiz. Saddam’ın Arap coğrafyasında oynadığı rol ile Hamaney’in Şii – Caferi İslam coğrafyasında oynamak üzere olduğu rol farklı değildir. Şüphesiz kendi ortamlarında farklı potansiyele sahiptirler. Ancak batı nazarında “istenilmeyen” olmak için aynı evsaftadırlar. Her ikisi de batı karşıtı. Her ikisinin de arkasında ülkelerini taşan beşeri coğrafyaları vardır. Her ikisi de petrol zengini ve her ikisi de süper devlet olma amacındalar. Nihayet her ikisi de Ortadoğu da ve her ikisi de İsrail karşıtıdır.
İran’ın etnik sosyolojisinden çıkabilecek sonuçlar itibariyle bizim şahsi beklentimiz parçalanmış bir İran görmek şeklinde değildir. Biz, halkına daha demokratik haklar tanıyan, Fars olmayan haklara da eşit demokratik imkânlar sağlayan bütünlüğünü muhafaza edebilmiş bir İran’ın, halkı, komşuları ve bölgesi itibariyle daha yararlı olacağı inancındayız. Türkiye ve Türklüğün aleyhinde tutum takınmış olması ayrı meselelerdir. Türk – İran pragmatist dostluğu genelde iki ülke ve özelde de İran Türklüğü itibariyle de fevkalade önemlidir. Bu önem Türk Dünyası itibariyle her iki ülkenin yararınadır.
Türkiye farkında olmasa dahi etnik sosyal yapı itibariyle tarihi bir şans yaşamıştır. Bu şans ilkin rahmetli Elçibey zamanın da yakalanmıştır. Kaçırılmış olması, hazırlıkların yeterli olmayışı itibariyle doğal karşılanabilir. Ancak ikinci fırsat iyi değerlendirilebilmelidir. Türkiye süper güç ve süper güç namzetleri arasında etnik sosyolojiyi iyi kullanabilmelidir. Belki de T.TC’ne yapılan son ekonomik uyarı bir anlam da muhtemel tasavvurlarını önlemek içindi.
Türkiye, ABD’nin müttefikidir. ABD günümüz dünyasında tek süper güçtür. ABD’nin bölge politikası itibariyle evvelce de değinildiği gibi Türkiye’nin Kafkasya ve Ortadoğu’da alternatifi yoktur. AB, ABD’ne alternatif olmaya soyunan bir süper güç namzetidir. T.C bütün engellemelere rağmen AB’nin kapılarını haklı olarak zorlamaktadır. Önündeki iki engelden birisi AB üyesi Yunanistan, diğeri ise A.B üyelerini etkileyebilen Ermenilerdir. Her iki ülkenin ABD’nde etkin lobileri vardır. Türkiye’yi yakından ilgilendiren üçüncü süper güç namzedi her şeye rağmen RF.’dur. Bu devlet T.TC’nin komşusudur, bünyesinde ciddi miktarda Türk soylu etnik dağılım vardır. Türk Cumhuriyetleri ile doğal olarak yakından ilişki içerisindeki madalyonun diğer yüzü itibariyle RF. Kafkasya’da Ermeni yayılmacılığına destek vermiştir. Ortodoks ittifakı itibariyle Yunanistan ile dayanışma içerisindedir. Böylece Türkiye’nin potansiyeli süper devlet ABD, ona alternatif olmaya namzet AB ve RF itibariyle avantaj ve dezavantajları olan bir konumdadır. Bize göre Türkiye kendi ailesini uzak vadede olsa kurmayı hedefleyebilmedir. Bu ailenin gelecekteki fertleri arasında bölge ülkelerinin olması zarureti vardır.
İran’ın Türkiye’ye yönelik inanç etnisitesinden kaynaklanan etkinliği Kuzey Azerbaycan’ı da kapsamaktadır. Şüphesiz İran için bu iki hedef ülke gösterdikleri sosyal yapı farklılıkları itibariyle bazı avantaj ve dezavantajlar içermektedir. Şii- Caferi İslam dünyadan küçük bir parçada Türkiye’de bulunmaktadır. Şüphesiz bu kesim 4/5’i bu inançtan olan Azerbaycan’dan farklı bir sosyal yapı yansıtır. Ayrıca İran’ın ilgi alanına giren Anadolu’nun heteredoks kesimi benzeri bir toplum Azerbaycan’da pek yoktur. Karamanlı bölgesi bu kapsama girebilir iken, bu bölge halen büyük ölçüde Ermeni işgali altındaki coğrafyanın içerisindedir. İran İslam rejiminin laik toplumlar karşısındaki başlıca iddiası, bu toplumların “dinsiz” oldukları şeklindedir. Bu nokta itibariyle Türkiye, mücadeleye çok daha uzun süreli ve daha büyük bir muarız olarak kabul edilmiştir.
İran’da etnik hareketlenme Şah döneminde yönetimin baskısı sonucu engellenmiş ve illegale itilmiştir. Türk halkının taleplerini gençler daha ziyade sol organizasyonlarda dile getirmiştir. Humeyni ile başlayan Şahlık karşıtı gelişmeler Türkçü gençlik hareketlerini de kapsamıştır. Daha sonra gelişen olaylarda İran İslam devleti Türkçü kadrolara beklenileni vermediği gibi baskının dozu da artırılmıştır. İslami hareket yanlı Türk kesiminin, Türk milliyetçi akımları karşısında bir dönem “İslamcı dinci” çelişkisi ile direnmiştir. Bu dönemde de Türkçü genç aydınlar çok kayıp vermişlerdir. TUDEH kapsamında da 1980’den sonra da Türk genç aydınlarının istekleri demokrasi idi. Giderek İslami yönetimin baskı politikası rejim yanlısı Fars ve Türklerden toplu taraf değiştirmelere yol açtı. İran’da farklı etnik kesimlerden daima demokratik bir kesim vardı. Türk halkının İran İslam devletlerinden yana olan kadroları da rejimin uygulanmasından beklenileni bulamadılar. Bu arada aktif Türk milliyetçileri romantik dönemi geride bırakmışlardı. Bu kesimler muhalefette demokratik platform oluşturdu ve bu zemin Hamaney’i çıkardı. Hamaney, halkın demokratik beklentilerine bir hayli cevap verdi. Ancak etnik milliyetçilik bir kere çimlenmiş ise, onu sulamak veya susuz bırakmak boy atmasına engel teşkil etmiyordu. Belki büyüme hızını etkiliyordu. Hamaneyle başlayan demokratik dönemde, İran Türkçü hareketi tekrar güç kazanmaya başladı. Demokratik açılımların kaderi etnik kesimlerin güçlenmesine zemin oluşturmalarıdır. Bununla beraber demokrasiler etnik mevcudiyetlerin sorun olmasına çözüm getirebilme itibariyle de en sağlıklı yöntemdirler. Görünen odur ki, Hamaney Türk hareketin gösterdiği tırmanış karşısında demokrasi frenine basmak ihtiyacı duymuştur.
GÜRCİSTAN
Güney Kafkasya’nın üç büyük ülkesinden Gürcistan’ın etnik yapısı, Ermeni 437.000, Rus 341.000 Azeri 308.000, Osetin 164.000, Ortodoks (Türkçe konuşanlar ve Elence konuşanlar) 100.000 Abhazlar 96.000 Ukraynalılar 52.000 Kürtler (Yezidi ve Müslüman inançlı Olanları) 33.000 Yahudiler (Seferdim ve Ashkenazim) 25.000 Süryaniler 6.000, Tatarlar 4.000, diğer halklar 48.000 şeklinde yansıtılmaktadır. Ayrıca Ermenilerin dışında 3.787 Gregoryen şeklindedir. Burada ilginç olan Türkçe konuşan Ortodoksların olmasıdır. Bunlar Kıpçakların bakiyesi iken, dillerini muhafaza mı ettiler? Biz Gürcistan ve Azerbaycan’da Ortodoks inançlı Türkçe konuşan köyler tespit etmiştik. Ayrıca Ermenilerin haçperest Türkler dedikleri Gregoryan mezhepli Türk dilli Kafkas halklarının da varlığını biliyoruz.
1923 ile 1930 arasında Türkiye’den Yunanistan’a tahminen bir milyon ikiyüzelli bin Rum, Yunanistan’dan Türkiye’ye de bundan daha az sayıda Türk gönderildi. (Bernand Lewis, Ortadoğu’nun Çoklu Kimliği, İstanbul 2000, sh. 13) bu bir noktada Anadolu’nun Ortadoksu ile Balkanların bir kısım müslüman halkının takası idi. Anadolu’dan göç eden halkın tamamen Rumlardan oluşmadığı, Ortodoks inançlı Türklerinde bu kapsamda göçe tabi tutuldukları, göçten hemen sonra anlaşılmıştır. Atatürk’e bu gerçek açıklanmış ve Atatürk’ün gecikilmiş olunduğu için esef ettiği ifade edilmektedir. 1992 den sonra Gagauz diasparası oluşunca, Yunanistan ve Bulgaristan’da Ortodoks Türk varlığı tekrar netleşmeye başlamıştır.
Azerbaycan’da Gürcü sadece birkaç köyde vardır. İran’da da Gürcü mahdut miktardadır. Fakat Gürcistan’daki etnik kesimlerden Türk soylu etnik toplum olan Azeri Türkleri Gürcistan ve İran’da bir hayli vardır. Karapapaklar, Gürcistan, Azerbaycan, İran, Türkiye’de yaşamaktadırlar. Azeri Türkleri ise Gürcistan ve İran’da vardır. Ahıska Türklerinin yurtları Gürcistan’da iken bu topraklarda halen Gürcistan’ın Cevahiti Ermenileri yaşamaktadır. Cevahiti, Gürcistan sınırları içerisinde Ermeni yoğunluklu bir bölge olmakla beraber Ahıska Türklerinin yurdudur. Gürcistan’daki Azeri Türkleri daha ziyade Tiflis merkezinde yoğunlaşmışlardır. Z. Gamsahurdiya döneminde Gürcü soylu olmayan halklara karşı Stalinden sonra ikinci Gürcü şovenizme yaşatılmıştır. Gürcü her iki lider de Gürcü Şovenizmine karşı olan Gürcüleri de sindirmişlerdir.
Zviad Gamsahurdia döneminde Gürcistan’ı terk etmek zorunda bırakılan Gürcü miktarı yüz binlerle ifade edilmektedir. Bu furyada, Gürcistan Azerilerinden de keza yüz binlerle ifade edilen Azeri, Gürcistan’ı terke mecbur edilmiştir. Bunlar daha ziyade, Azerbaycan, RF, Avrupa ülkeleri ve Türkiye’ye göç etmişler, bir bölümü baskılara rağmen yurtlarında kalmayı tercih ederlerken, göçenlerden bir kısmı tekrar vatanları olan Gürcistan’a dönmeyi tercih etmişlerdir. Biz Azerbaycan’a göç etmek zorunda bırakılmış olmalarına rağmen; daha mutlu olacaklarına inandıkları için tekrar Gürcistan’a dönen Gürcistanlı Azeri Türkleri ile temas imkânı bulduk.
Ahıska Türklerine gelince, bunlar Kafkasya’nın önemli etnik sorunlarındadır. Stalin soyca saf Gürcü olmamasına rağmen, Gürcü Şovenizmini; idari bağlantıları değiştirmekte, kültür kurumlarında yapı değişikliği yapmakla kalmamış mecburi iskânlar ve sürgünlerle de Kafkasya’nın altını üstüne getirmişti. Öyle ki, sonradan atılan telafi edici adımlara rağmen onun tasarrufu ile gerçekleştirilen uygulamalar, daha uzun süre Kafkasya’da sorun olmaya devam edecektir. Gerçek milliyetçiler olan Gürcüler bile, Stalin’in Şoven politikalarının günümüze yansıyan izlerinden muzdariptirler. Stalin sadece Ahıska Türklerini mecburi göçe zorlamakla kalmamış O’nun politikaları sonucu bölge halklarından, Karaçaylar, Balkarlar, Çeçenler, İnguşlar, Nogaylar, Osetler, Abhazlar, Gürcüler, Acaralar, Lazlar, Müslüman Ermeniler, Kürtler, Dağıstanlılar ihtilafa sürüklendirilmişlerdir. Bunlardan sadece Ahıska Türklerinin mağduriyetleri giderilmemiştir.
Avrupa Konseyi’ne Gürcistan Yönetiminin verdiği söze göre 2001- 2010 yılları arasında yurtlarına dönmeleri sağlanacak olan Ahıska Türklerine gerekli yardım sağlanacaktır. Gürcistan Ermenileri ile birlikte hareket eden veya öyle gösterilen Gürcistan Ermeni Toplumunun başkan Yardımcısı Van Bayburtyan (Bayburdi) gibi bazı kimseler, böyle bir yerleştirmeden evvel, Abhazlar ve Osetlerden göçe zorlananların yurtlarına dönmeleri gerektiği belirtilmektedir. O’na göre Ahıska Türklerinin toprakları özelleştirilmiş veya kiraya verilmiştir. Ahıska Türklerinin yurtlarına yerleştirilmeleri halinde, bu bölge Türkiye ile birleşecektir. Zira bu halk Türkiye’ye duyduğu ilgiyi dile getirmektedir. Bayburtyan Bölgeye kendisini Gürcü hisseden, Gürcüceyi konuşabilen Gürcü yanlıları ise, onların yerleşebileceğini belirtiyor.
Ahıska Türklerinin durumu ise, gerçek anlamda bir dramdır. Sovyet döneminde ikamete mecbur edildikleri topraklarda Sovyetler dağılınca istenilmez olmuşlar, yurtlarına Ermeniler iskân edilmiştir. Öyle ki, Gürcü yönetiminin dahi müdahale edemediği Cevahiti’ye Ahıska Türklerini Gürcü yönetiminin iskânı pek zordur. Türkiye’ye gelen birkaç aile mutlu olamamıştır. Avrupa konseyi Ahıska Türklerinin yurtlarına dönme isteklerinde haklı bulup Gürcistan’a süre tanımıştır. Böylece Gürcistan hükümeti Gürcistan’da Ahıska Türklerine başka bölgeler bulmak durumundadır. Bu bölge Karapapak bölgesi olmalı mıdır? Özetle Ahıska Türkleri sadece Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan ve Ermenistan bölgelerini değil, göçe zorlanmış oldukları; Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan’ın da sorunudurlar.
|