Dr. Yaşar KALAFAT 07.09.2010

 

 Geri   
  

                                   

 

            Din, insanla beraber var olmuş, insanla beraber varolmakta varolacak bir kurumdur. İnsanlık tarihinde ne kadar gerilere gidilirse gidilsin, dini inançlardan yoksun bir topluma rastlanmamaktadır. Tarihi devrelerde olduğu kadar, tarih öncesinde de insanoğlunun bazı inançlara sahip olarak yaşadığı, yapılan ilmi araştırmalardan anlaşılmaktadır.[2] Eski Türklerde din; Geleneksel Türk dini ve ilişkili olduğu diğer dinler; Budizm, Muecesillik, Moniheizm, Hıristiyanlık, Museviliktir.[3] 

            Türklerin  çok büyük çoğunluğu Müslümandır. Keza Müslüman Türklerin , büyük bir  bölümü Sünnidir ve Hanefi mezhebindendirler. Şafiileri de mevcuttur. Ayrıca önemli bir bölüm Alevi-Bektaşidir. İslamiyetin dışında Türklerin arasında halen varlığını sürdüren dinler Hıristiyanlı, Budizm, Musevilik ve Geleneksel Türk dinidir. Hıristiyanlığın daha çok Ortodoks mezhebi yaygındır. Ayrıca Katolik ve çeşitli Protestan mezheplerine mensup olanlar da bulunmaktadır. Musevi gruplar Karai’dir. Talmudist olanları da bulunmaktadır. Budizm ise daha ziyade Lamaizm şeklinde varlığını sürdürmektedir. Tuvaların arasında Tibet Lamaizmi ile geleneksel din birlikte yaşamaya devam etmektedir. Yakutlar da yüzeysel olarak Hıristiyanlaşmış olup, geleneksel inançlarını birçok yönleriyle devam ettirmektedirler. Sayıları çok az olan, Yakutların oldukça etkisinde bulunan  Dolganlar da eski geleneklerini sürdürüyorlar. Beyaz Kalmuklar veya Dağ Kalmukları da denilen Altay Kişiler Hıristiyan Ortodoksluk, Tibet Lamaizmi ve geleneksel Türk dini arasında bölünmüş durumdadırlar.[4] Bir kısım Gregoryan inançlı Türkler ise adeta Ermeniler arasında yok olmaya terkedilmişlerdir.[5] 

            Ben, bu kısa konuşmanın da merkezinde din-inanç olan Türklük eksenli konulara değineceğim. Bilinen hususlara temas etmeye çalışırken, bu konulardaki son gelişmelere dair kısa açıklamalar yapacağım. Bu münasebetle kısa bir din tanımı, Türklerin eski dinleri, günümüzde Türk dünyasının inanç dağılımı, Türk müslümanlığı, geleneksel Türk dini, folklorik islam gibi konularda açıklama yapacağım. Pir kültü gibi kültlere çağdaş oriyantalizmin verdiği önem Gagauz Türklerinin Türk inanç dünyasındaki önemi, Türk dünyasının inanç haritasının ehemmiyeti, islam ve terörizm arasında kurulmak istenen bağın mahiyeti gibi konular üzerinde de duracağım.  

            Ancak daha evvel birkaç cümle ile bu seksiyonun ana teması olan islamda ve Türklerde tölerans konusuna dair bazı açıklamalar yapmak görüşlerimi ayrıntıya girmeden belirtmek yararlı olabilir diye düşündüm. 

            Bizim kimliğimizin yapı taşı hoşgörüdür. Biz yaratılana yaradan için hoş gören bir milletiz. Bizim İslam anlayışımızda kişi kalbi kıranın hakka eylediği secde değildir. Biz Hak için halka hizmet ederiz. Bizim inanç anlayışımızda kin, nefret, garaz, husumet yoktur. Bunun içindir ki, “Adımız miskindir, düşmanımız kindir” demişiz. Şüphesiz miskinlikle tembellik, uyuşukluk beleşçilik kastedilmemiştir. Biz komşusu aç iken tok yatanı bizden saymamış bir zihniyetin mensuplarıyız. Biz birlikte yaşadığımız halklar ve diğer âdem evladı itibariyle hoşgörülü davranırken ille de soydaşımız, dindaşımız olması şartını aramamışız, aramayız. Biz diğer soydan ve inançtan insanları da yaratanın saygın eserleri olarak kabul ederiz. İnsanları incitmemiz anlayışı sadece din ve soy birliğimiz olan halklar için geçerli değildir. Adem evladı olarak yaratılmış her halktan insana hizmetin  Hakka hizmet olacağı inancını taşırız. Bizde başka soydan ve dinden inançlara karşı kibirlenmek yoktur. Aç komşumuz var iken tok yatamayışımız anlayışı sadece din ve soy birliğimiz olan kesimler için değildir. Biz bu dünyada böyle davranmak suretiyle ebedi olduğuna inandığımız öteki dünyamızı kazanmış olacağımıza iman ederiz.  

            Bütün Türk ellerinde kutlanan Yeni gün Nevruz Bayramımız küslerin kaldırıldığı bir bayram iken kaldırılması hedeflenen bu küslük sadece aile içi veya çok yakın çevre itibariyle getirilmiş bir husus değildi. Bu bayramla toplumun çeşitli kesimleri arasındaki barışın sağlanılması amaçlanmıştı. Bu bayramda insanların üst başları, ev-eşikleri, ambarları –kilerleri temizlenirken kalplerin kin, nefret, garezle dolu halde kirli bırakılması düşünülebilir mi? Bu bayram kalplerin de temizlenme bayramı idi. İsmi yeniden doğuş anlamına gelen bu bayramda sadece insanlar, hayvanlar, bitkiler yeniden doğmuyordu. Hayat yeniden başlarken fikirler de yeniden doğmuş olmalıydı. Eski fikirler de yeniden doğmalı kişi kendisine öz eleştiri getirirken eski fikirlerini yenilebilmeli idi. Aksi takdirde bayram anlamını yitirir, sadece bir şekil olmaktan ileri gidemezdi. Bu konuyu burada kesip diğer hususlara geçelim.

            Türk Müslümanlığı tanımlaması üzerinde de durulmalıdır. Esasen İslam Allah’ın tek olan dini olup, Hz. Âdem’den itibaren din anlamında bir tanedir. Hz. Muhammet’le başlayan medeniyet anlamında İslam ve ona mensup olma anlamında Müslümanlığı da, Arap İslami, Fars İslami, Türk İslami, tevhit dini olan İslam’ı bölmek anlamına gelir ki, hiçbir makul tarafı yoktur. Hz. Muhammed bu dinin elçisi ve Kur’an-ı Kerim de kitabıdır.

            Ne var ki bütün dinlerde, kendisine mensup farklı milliyetten halkların daha evvel ki dinlerinden taşıyıp getirdikleri ve girdikleri son dinin örtüsü ile örttükleri bir takım inançlar vardır. Türkler de İslam’a girmeden Muhammedi olmadan Ten gricilik öncelikli ve ağırlıklı dinlere mensuptular. Bu inançlardan son dinlerine bir takım inançlar taşıdılar. Bu farklılık Türk İslam’ını oluşturdu. Biz Müslüman Türkler Hanif inançlı oluşumumuzla hamt ederiz. Alternatif inanç arayışında da değiliz. Bizim inancımıza rengini Allah’ın boyası vermiştir.  Tanımlardan birisi budur. Ancak Türk İslam’ı daha ziyade tasavvufi anlamda kullanılmaktadır. Sait Başer’in Yahya Kemal’de incelediği Türk İslam’ı bu anlamda İslam’ın batini boyutu ile Türklük Kültür Kimliğinde bir kazanda mayalandırılmıştır. Merkezinde Ahmet Yesevi ve taşıyıcıları Horasan Erleri olan İslam bu İslam’dır.

            Yahya Kemal bu konuda;

            “Aba var, post var, meydanda er yok

            Horasan erlerinden bir haber yok

            Uzun yollarda durdum hiç eser yok

            Diyar-ı Rum’a gelmiş evliyadan!”[6] Derken üzerinde durduğu İslam, bu İslam’dır.

            Bu noktada gündeme töre ve kut girecektir ki, Kutatku Bilig ve Türk Atlı Göçebe Bozkır Medeniyeti bahislerine girilmelidir. Konuyu uzatmamak adına bu kadarla yetiniyoruz.  

            Ten gricilik, Göktengri dini veya Geleneksel Türk Dini inancı veya eski Türk İnanç sistemi, tepesinde Tanrının bulunduğu Ak ve Kara İyeler, Atalar Ruhu, Kam-Şaman ve bir takım kültlerden oluşmuştu. Bu kültler Dağ, Su, Ateş, Toprak ve benzerleri idi. Umay Ak iyelerden iken Erlik- Karakan, Yeraltını, karanlık âlemi temsil eden yapılanmanın başında idi. Bu sistemde yer alıp günümüz Türk İslam’ında bazı izler bırakan Kültlerden birisi Atalar Kültü idi.[7] Kam-Şaman konusu ise başlı başına önem arz etmekteydi. Ten gricilik ile Şamanizm’i eş tutmak Hikmet Tanyu gibi birçok otoritenin tek tanrılı olduğu üzerinde durdukları Tengricilik’i büyücülükle eş anlamda tutmak olur.[8] Tengricilik de din görevlisi kam’dı. Zamanla anlam kayması olmuş, Şaman, Kam’ın yerine kullanılır olmuştur. Bize göre Türklük milletimizin ismi olmadan evvel mensup olduğumuz inancın ismi idi. Tek Tanrılı bu inanç sistemi, Tek Tanrılı dinler kronolojisinde Türklük olarak tezahür etmişti.[9] Ayrıntısına girmeyi başka bir zamana bırakalım.

            Türk heterodoksisini tanımlayan bazı kesimler bu çevrenin inançlarını eski ve yeni Türk inançlarının birlikteliği olarak yansıtırlar. Bu görüşe biz de büyük ölçüde katılmamıza rağmen eski inanç kültürümüzü sadece Alevi-Bektaşi İnançlı Türklerde değil, bütün Türk-İslam tarikatlarında az çok görebildiğimiz görüşünü taşıyoruz.

Çok üzerinde durulan hususlardan birisi de folklorik İslam’dır. Bazen Folklorumuzun mistik boyutu anlamında kullanılır. Kitabi İslam’a (Ayet ve Hadislerden oluşan İslam) nazaran folklorik İslam’ın kapsamına, şirk, hurafe ve bid’atların karışmış olduğu üzerinde de durulur. Mistik folklor İslam’a aykırı olmayan bir takım inanç ve uygulamaların folklorlaşmasıdır. Mevlit okunması gibi, çok kere halk inançları olarak geçer. Türk halk inançları hiçbir zaman din değildir ve dine aykırı olmamaları gerekir. Ancak şüphesiz dinin de dışında değildir. Dine aykırı nitelik taşımamalıdır, kanaatindeyiz.

            Folklorik İslam’ın Türk –İslam âlemi için günümüzde özel önemi vardır. İslamiyet’i zaruri norm ve müesseseleri ile hayatına taşıyamamış Türk kesimleri için folklorik İslam, misyonerlik, siyasi İslam ve inançsızlık kıskacında sığınak olmuştur. Uzun ladini dönemden çıkmış, irticai faaliyeti önleyebilecek yapılanma imkânlarını henüz elde edememiş Kırgızistan gibi Türk kesimleri çözümü folklorik İslam’da bulmuşlardır. Folklorik İslam Türk İslamı veya Türk halk tasavvufu da denilebilecek bir dini yapılanma Uluğ Türkistan’da İslamiyetli materyalist yönetim döneminden günümüze taşımıştır. Bu özelliği ile Halk tasavvufu tam anlamı ile hulul edemediği için oryantalizm şapka çıkardığı bir engel ve bizim, yani Türklük için bir korunma alanıdır.

            Nitekim Batı emperyalizmi günümüzde Anadolu’da Kafkasya’da Uluğ Türkistan’da Pir kültünü incelemektedir. Bununla amacı Türk insanının halk kahraman tipini tespit etmektir. Türklerde inançlı geniş halk kitlelerinin nasıl liderler seçtiğini öğrenmektir. Bunun sırrına vakıf olur iseniz. Bu kült etrafında oluşan müesseseyi yıkabilir veya sahte şeyhlerle toplumu bölebilir veya ayaklandırabilirsiniz. Türkiye ve diğer Türk kesimlerinde bunun örneklerini biliyoruz.

            Gagavuzların ve diğer Hıristiyan Türk kesimlerin dini çalışmaları itibariyle özel önemleri vardır. Türklerin eski dini denilirken bir tek dine mensup olmadıklarını belirttik. Bu dinlere mensup Türklerin günümüzde de mevcut olduklarını açıkladık. Türklerin ilk inanç şeklinin muhtemelen Tengricilik olduğunu da söyledik. Bu noktada üzerinde durulacak husus Türklerin ilk dinleri ile yaygın anlamda son dinleri olan İslamiyet arasında geçirdikleri serüvendeki kronolojidir. Bize göre, Tengricilik’ten İslamiyet’e geçenler olabildiği gibi bir kısmı ara süreç olarak Musevi veya İsevi de oldular. Belki bir kısmı her iki dine de hatta Zerdüştizm’e falan girenler de olup sonradan Muhammedi oldular. Bu açıklamanın şu önemi vardır. Günümüzde yaşamakta olan halk inançlarından yola çıkarak, Türklerdeki dini tabakalaşma irdelenecek olur ise, geriye sayışta Gagavuzlar gibi Ortodoks Türkler Türk inanç sürecinin son ve ilk günlerinin adeta orta yerlerindedir. Metodik bir irdelemede Gagavuz halk inançları bu itibarla çok önemlidir. Türk halklarının inanç haritası çıkarılmadan inancın kültürel bir köprü olduğunu izah çok zorlaşır.

            Türk dünyasının bugünkü durum itibariyle inanç haritası tabakalaşma itibariyle çıkarılacak ise, Sibirya Türkleri kuzeyi ve güneyi ile Uluğ Türkistan’ın daha ziyade kuzey bölgesi Kırgızistan bir kısmı ile Ural-İdil Türklüğü bir grup oluşturabilir. Türk dünyasının her kesiminde görülmekle beraber eski Türk Ten griciliğin izleri buralarda daha barizdir. Özbekistan, Türkmenistan, Karakalpakistan, Tacikistan, Afganistan bir bölümü İran ve Azerbaycan nihayet Doğu Anadolu Türklüğünden İslam algılayışı ortak özellik arz eder ve Zerdüşttizmin izlerini daha fazla taşır. İran, Azerbaycan bir kısmı ile Irak ve bir kısmı ile Dağıstan Türklüğü Şii-Caferi İslam karakteri de taşır. Kafkasya Kırım, bir kısmı ile Suriye ve Irak, Kıbrıs, Batı Trakya ve Balkan Türklüğü, Osmanlı İslamı denilebilecek bir karakter arz eder. Bu tespitler şüphesiz yüzeyseldir. Bir fikir vermek adına irdelenilmek üzere açıklanmaktadır. Uygulanılacak stratejiler itibariyle anti-emperyalist tutumlar adına önemlidirler.

            2004 yılı sonları itibariyle İslamiyet ile terörizm birlikte telaffuz edilmektedir. Şüphesiz bu sadece cahillik veya maksatlılıkla izah edilemez. Bu arayışın derinliklerinde stratejik bir amacı vardır. İslam’ın Türkler dâhil birçok ülkenin kültürel kimliğinde belirleyici bir payı vardır. Dünya egemenliğinde kimliklerine, kültürel değerlerine sahip çıkan halkların engel oluşturmasını gidermek için geliştirilmiş bir psikolojik harekettir. Ayrıntısına girmek konuyu çok uzatacaktır. Şüphesiz vermek istediğimiz mesaj ya İslam adına katliam yapanlara savunuculuk yapmak değildir. İslamı savunma adına cinayet işlemek kadar, cihat ile terörü bir arada mütalaa etmek “cihatçı terör” gibi mantığı olmayan terminoloji üretmek de stratejik amaçlıdır.

            İslam’ın Hazreti Âdemden beri var olan dinin genel adı olduğunu belirtmiştik. Bir Muhammedi Türk ile İsevi Türkün farkı ilki “la ilahe illallah Muhammed en resul Allah” derken mesela Gagavuz Türkü “la ilahe illallah İsevi resul Allah “ Musevi Türk ise mesela Karay Türkü “ la ilahe illallah Musevi resul Allah” der. Muhammedi İslam Türk, Amentüye ki, o imanın şartlarını içerir inanırken; Allah’ın resulleri ile onlara gönderilen kitaplara da iman ettiğini açıklamış olur. Müslümanlıkta “senin dinin sana benim dinim bana” denilmişken Allah peygamberi Hz. Muhammed’e bile sadece tebligatı emretmiştir. Böyle bir dinde din adına terörün aranması ancak bir stratejik amaç içermiş olabilir. Daha fazla uzatmak zamanı çok aşmış olmaya yol açacaktır. 

 

           

 



[1]Bu yazı, “Geçmişten Günümüze Türklerde Din ve İlgili Bazı Meseleler” Serhat Kültürü/Çobanoğlu Özel Sayısı, Ocak-Şubat 2006 s.30–33’ de yer almıştır

[2] Prof. Dr. Günay Tümer, Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara, 1993 s. 1.

[3] Prof. Dr. Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Isparta 2000 s. 113–115

[4] Prof. Dr. Ünver Güney –Prof. Dr. Harun Güngör, Başlangıçtan Günümüze Türklerin Dini Tarihi, Ankara 1977, s. 249

[5] Yaşar Kalafat “Türk Ermeni İlişkilerinde Kültürel ve Siyasi Boyut” Ermeni Araştırmaları, Kış 2003 İlkbahar 2004 S. 12–13 s. 59–63

[6] Dr. Sait Başer, Yahya Kemal’de Türk Müslümanlığı, İstanbul 1998

[7] Yaşar Kalafat Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara 1996

[8] Prof. Dr. Hikmet Tanyu, İslamiyetten Önce Türklerde Tek Tanrı İnancı, Ankara 1986

[9] Yaşar Kalafat “Türk Adının İlahi Muhtevasına Dair” Prof. Dr. Faruk Sümer’e Armağanı, T.D.A. Şubat 1999 S. 100 s. 97–113


 
  Gara © 2008   Sayfa 0.005 saniye'de oluşturuldu  

 
Anasayfa  |  Yazılar  |  Yayınlar  |  Foto Galeri  | Dosyalar
Ziyaretçi Defteri  |  İletişim