GİRİŞ
Türk halk inançlarında “Elma” konusunu biz, 2001 yılı sonbaharında Kıbrıs’ta yapılan “İz Bırakmış Kıbrıslı Türkler 2. Sempozyumu” na, “Alasya Türk Halk Kültüründe Elma, İnanç Tedavi İlişkileri” isimli bildirimizle götürmüştük. Ancak izleyebileceğimiz kadarı ile bu bildiriler yayınlanamadılar. “Mefkure – Halk Tasavvufu Kavşağında Türklerde Elma” (III. Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Günleri 22-24 Ekim 2003 Şanlıurfa) isimli bildirimiz de yeni ilaveler yaptık ve konuyu değişik bir formatta ele almaya çalıştık. Elma konusunu halk bilimci dostumuz Eren Akçiçek de incelemiştir. Eren Akçiçek bu konudaki çalışmalarında elmanın sağlık, besin, kültür tarihi, edebiyat, el sanatları, şenlik, inanç, folklor, tedavi boyutları üzerinde durmuştur.
“Türk Tefekküründe Elma’dan –Kızılalma’ya” isimli bu çalışmamızda yeni tespitlerimizi de ilave ederek konunun inanç boyutuna daha fazla ağırlık verdik. Çalışmamızın bu yeni şeklinde Esma Şimşek’in ( Türk Folklor ve Halk Edebiyatında Elma, Türk Dünyası Araştırmaları, S. 105 Aralık 1996 sh. 203- 216) çalışmasından çok yararlandık.
METİN
Mz. Muhammedin bir hadislerinde, “Elmaya devam ediniz, şüphesiz ki saçınızı başınızı parlatır, kuvvetlendirir, insanın bedenine kuvvet verir, kabirde şahitlik yapar” diye buyurdukları, Lokman Hekimin, “Midesinde elma olana Azrail yaklaşmaz” dediği elmanın, biz bu bildirimizde, Türk halk inanç kültüründe sağlık ile ilgili fonksiyonları üzerinde fazla durmuyoruz. Kabirde şahitlik yapmak ile ölüm meleği’nin altını çizmek gerekir.
Elma, Türk halk tebabetinde mistik bir güce sahiptir. Bu güç daha ziyade murada ermek, çocuk sahibi olabilmek, çok çocuk sahibi olabilmek, erkek çocuk sahibi olabilmek, geçkin yaşa rağmen çocuk sahibi olabilmek gibi hususların iksiri olarak kabul edilmiştir. Elma falına bakılarak, doğması beklenilen bebeğin cinsiyeti tahmin edilebildiği gibi koç katımında, koçun boynuzuna döl tutması için elma takılmaktadır. Elma Türk dünyasının her kesiminde olduğu gibi, Kıbrıs Türk türkülerinde de yer almıştır. Dolama Dolomayı, Türküsünde; “İki civan oyunda
Elma tutar goynunda
Ne güzel oyun oynar
Çingene var soyunda” denilmektedir. Ne var ki bu ve benzeri türkülerde elmanın mistik veya tıbbi bir boyutu olmayıp, yinede üreme içerikli bir benzetmedirler. Anadolu’da “Elma Taşlama” geleneğini biliyoruz. Yahya Aksoy / “Yozgat Yöresinde Düğünlerde Elma Taşlama Tilki Yollama ve Bununla İlgili Değişler”/ çocuksuz Yakut kadınları mukaddes olarak bilinen ağacın dibinde akboz at derisi üzerinde yerin sahibine dua ederdi. Kutlu yerlerde yatmak, Kutlu / Almalı ağaçların dibinde yalvarmak, yer ve ağaç kültünün bazan da kam kültü ile birlikte tezahürüdür. At’da olduğu gibi Kurt’da inanç sisteminde hikmetin olduğuna inanılmıştır. Hakkari’de, bağlanmış, çiftlerin başarılı olmaları için kurt postu üzerinde birleştirilirler. Bu anlamda almalı yerler, kutlu yerlerdi. Belki de almalı, tatmalı, bulmalı, içmeli türünden bir etimolojiye haizdir.
Abdülkadir İnan, kimi destanlarımızda çocuk sahibi olmak isteyenlerin elmalı yerlerde Kutlu pınar başlarında, ata mezarlarında yatması gerektiği inancına işaret etmektedir. Kırgız Türklerinin ünlü destanı Manas elmalı yerlerin erkek çocuğuna sahip olmadaki önemini belirtirken; “Belini sıkı boğmadı
Cıyrıcı, bana oğul doğurmadı
Yaz kışı oldu tam on dört yıl
Evliya mezarına gitmedi
Elmalıda yuvarlanmadı
Kaplıcalarda gece yatmadı
Ey Hüda bana yaz olsun
Cyrıcı’nın karnında
Bir oğlan vücut bulsun” demektedir. Rum Abdalları Çocukları olmayan karı kocaları verdikleri Elmalarla çocuk sahibi yapan olanak bilinirlerdi. Elma halk kültürümüzde üremenin, çoğalmanın, yayılarak büyümenin murat almanın sembolüdür. Elmalı yer, döl tutmaya müsait, hikmetli yerdir. Bu tür kut bulmuş yerlerde Tanrı’ya çocuk sahibi olmak için yakarılır ve buralarda yatırılır. Elma çoğalmadaki bereketi anlatır. Elmalı yerler tabiri muhtemelen el –il ülke malı yani sahipli yurt anlamına geliyordu. Ötügen de kutsal değil mi idi. Kızıl elma daha derin içerikli idi. Kızıl altın, makbul olan , az olan ulaşılması arzulanan elma idi. Bir hedefi bir meyili gösteriyordu. O’na ulaşmak ilahi bir cehti gerektiyordu.
Kaşgarlı Mahmut Batı Türklerinin elmaya, alma ve Doğu Türklerinin almıla dediğini belirtmektedir. Başkurtlarda çok çocuklu olması temenni edilen kız çocuğuna Almıla ismi konulur. Bazı kutsal dağlar almalı dağ, olarak geçerler. Dedem Korkut – Bey Böyrek, Şeyh Yusuf, Kerem ile Aslı hikayelerinden elma motifini bilinmektedir. Çocuğu olmayan padişah ve vezire Hızır bir elma verirken çocukları olması için bu elmayı eşleri ile birlikte yarı yarıya bölüp yemelerini söyler. Çok kere çocuklar dünyaya gelince birbirine aşık olurlar.
Divanü Lügat-it-Türk, ekşi almayı tadı itibariyle Kımıza benzetip “Kımız almıla” olarak tanımlamaktadır. Kımızın Türke Çare’de yer aldığını mistik boyutunun bulunduğu bilinmektedir. Dede Korkut “güz alması gibi al yanağın yızıttı” derken Yuğ törenlerindeki ölünün ardından yakılan ağıt merasimini anlatmaktadır. Kızıl elma ülküsünde Kızıl elma; İstanbul’da, Roma’da, Viyana’da, Budin’de, Estergon’da, Belgrad ve Köln’de düşünülmüştür. Kızılelma varlığın idamesi için gidilmesi gereken veya gidilebilmiş yerin korunabilmesi için ulaşılması gereken bir menzil olarak düşünülmüştür.
Eren Akçiçek’in Karacaoğlan’dan tespitini yaptığı dörtlükler de aynı mahiyettedir.
“Perişan gönlüm perişan
Almadır aşıka nişan
Almasız yara kavuşan
Ah eder, anar almayı
Karacaoğlan kaynar coşar
Aşk dalgası boydan aşar
Bir kötüye yolu düşer
Kadrin bilmez yer elmayı”almasız yara kavuşan, aşk iksirini tatmadan murat alan veya kaderi bilmeden elmayı yemek, elmaya sıradan bir nebadat muamelesi yapmak mıdır? Koçkiri isyanını tasvip etmeyip M.K. Atatürk’ün saflarında yer alan aşiret reislerine seslenen Alişan efendi;
“Yemin edenler elmaya
Zülfikarı Murtaza’ya
Geriden teller çektiler
Biz uymayız eşkiyaya” demekte ve böylece elma’nın Alevi-Bektaşi Türk inancında yaşamakta olan Hz.Ali’nin kılıcı Zülfikar inancı ile eş tutulduğu anlatılmaktadır.
Tasavvuf ehli Fakir Edna,
Ol Sultan Saçlı’yı yanına aldı
İsteyen kulların muradın verdi
Kızıl Elmaya dek kafiri kırdı
Yüz sürerek kümbedinin başına”derken elmanın murat almadaki yerini ve Kızıl Elma’nın mefkürevi murat boyutu anlatılıyordu. Küffara cihat da bir muratdı.
Kızıl elma konusunda Orhan Saik Gökyay, Fahrettin Kırzıoğlu, İsmet Çetin’in çalışmaları bilinmektedir. Bu araştırmacı düşünürler, bu çalışmaları ile Türk Cihan Hakimiyeti mefküresinin hedefinde Kızıl Elma’ya işaret ediyorlardı. Bunun diğer adı Nizam-ı Alem idi. Hak aşığı Dermiş Muhammedin Kızıl Elma’ya Gitmesi ile ilgili menkıbeye göre;
“Hiç ayıkmadan (uyanmadan), kırk gün yatağında yatan Derviş Muhammed, uyanınca kendisine “ya Derviş Baba Kırk gündür nerede idin” diye sorarlar. Derviş Baba avucunun içine bakılmasını ister. Yumulu olan avucu açılınca kan –revan içinde olduğu görülür. Sonra Derviş Baba; “Gavuru kırmak için kızıl elmaya gittim” der.
Tahta Kılıç, Kızıl Elma gibi kültür kodlarının derinliklerinde, Tengri inancı döneminin izleri vardır. Bunlar zamanında Türk tasavvufunun dolgu malzemesi olmuş ve halk sufizmi içerisinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Kızıl Elma’ya inmek, savaşan Türk askerlerinin safhında yaşayan veya rahmete gitmiş ulucanların küffarla savaşması inancıdır. Günümüzde yeşil sarıklılar olarak bilinirler, derinliklerinde Tengricilik inancının Ana Maykıl kültü vardır.
Elma’nın tasavvuftaki yeri Balkan Türk Kültür çevrelerinde incelenmiştir. (Rusmır Mehmetcehojıc, Benim Güzel Bosnam, Gelenek ve Birlikte Yaşam, Ankara 2004 sh. 90-94)
Tekirdağ’ının Kırkkepenekli köyündeki ziyaret olarak bilinen şehit mezarı çocuğu olmayan kadınlarca toprağı yenilirken ve oraya bir elma bırakırlar.
Türk Cihan hakimiyeti mefkuresindeki buta, hak aşığına / el-il aşığına cam kupa içerisinde verildiği gibi, rüya’da elma-alma olarak da verilir. Nogay milli mitolojik erteklerinde/hikayelerinde alma esas unsurlardandır. Iğdır ve Nahçıvan’daki bir inanca göre ambarların bereketli olması için kapıların üst kısmına buğday ve daha ziyade elma konulur.
Elma ile “nasip açma” çeşitli şekillerde olur. İkiye bölünmüş elma’nın Kafkasya’da ve Balkanlarda oğlu ve diğer yarısını yiyenin kızı olur ise, bunlar evlenebilirler. İnanca göre bu tür çiftlerin nikahları haktan kesilip nikahlarını Allah kıymıştır.
Azerbaycan’da gençlerin kısmetlerini tesbit itibariyle, yenilen bir elmanın 10 tumu/tohumu/çekirdeği, saklanılar. Nevruz’da ahır Çarşamba günü niyetli tarafından yastığın altına konularak “kısmeti kimdir”diye niyetlenilir. O gece kısmetii olan şahısın rüyaya gireceğine inanılır.
Azerbaycan’da, Nişan Tahtı (Nişan Merasimi) nde oğlan evinin yakınları küçük bir hediye tepsisi hazırlarlar. Bu tepside kırmızı bir Alma ve güzgü (ayna) da vardır.
Kıbrıs’da, Güney ve Orta Anadolu’da gelin sandığının içerisine mum, ayna, Kuran’ı Kerim ve elma konulur. Sivas’ta Cem kurbanı olarak koç kesmeğe gücü yetmeyen “Hak Niyazi” kabul olması için bir elmayı 12 parçaya böler ve parçaları dağıtırlar.
İsmet Çetin, Kızıl Elma isimli eserinde, tasavvuf şairlerimizden elma içerikli aktarmalar yaparken, Kirdeci Ali’den;
“Bir almadan yarattı Çobab bizi
Sara düzükıldı Hak Çalap cümlemizi”
Pir Sultan Abdal’dan;
“Cennetten Ali’yi bir niyaz geldi
Ali’ye terceman gelen elmadır”
Aşık Ömer’den;
“Sinemin bağında bitmiş bir ağaçta iki dal biri elma, biri hurma, biri süker, biri bal” örneklerini vermektedir.
Kayserili Ruzi’e
“Büy-i zülgin nafe-i Çin anber-i sarada yok
Revnak-ı ruyun gibi neşe Kızıl elmada yok”.... (Divan)
Ta Kızıl Elmaya uç vermiş siyah halin henüz
Hükm eder Fas mülkine güya senin kaşın gözün .....(Gazeliyat)
Güney Azerbaycan Türk Hükümdarı Cihan Şah’ın Silah kuşanmış resminde, elinde kızıl Elma tutmaktadır. elinde Kızıl Elma tutan Osmanlı Türk Padişahları da vardır. (Banu Mahüp “Elinde Altun Küre / Kızıl Elma Tutan Osmanlı Sultan Portreleri” uluslar arası Dördüncü Türk Kültürü Kongresi Bildirileri 4-7 Kasım 1997 Ankara, Ankara 2000 C.2. S. 4 91/105) Damdan elma atma uygulanması Batı Türklüğün de oldukça yaygındır. Şahşiyar, Heyderbaba’ya Selam’a;
“Heyderbaba, kendin toyun tutanda
Gız-gelinler hena, pilte satanda
Bey, geline damdan alma atanda” demektedir.
Elma- sulu elma- kızıl elma Türk tefekküründe hayatın her safhasında taşıdığı gizle birlikte yer almıştır. Sadece mesela evlilik safhasında yer almış olsa idi, ona daha sıradan ve daha evrensel bir sıradanlık yüklenilebilirdi. Doğumdan evvel, murat alabilme, yeni dünyanın cinsiyetinin tespitinde, kısmetin açılmasında, geleceğin görülebilmesinde, bereketin sağlanılması, zararlardan korunmasında, ölümde ve ölüm sonrasında elmayı görmekteyiz.
“Elma attım yuvarlandı.
Gitti beşiğe dayandı
Bebek beşikten uyandı” şeklindeki ninni bazı yerlerimizde
“Elma attım eşiğe
Gitti dayandı beşiğe”, şeklini alırken, Türk halk inançlarında eşiğin de beşik de olduğu gibi kutlu bir boyutu vardır.
Elmalı anlatılarda; cin, peri, dev, Arap, yılan (evren), Ak sakallı cüce vardır. Bunlar adeta ak ve kara iyelerdir ki, eski Türk inanç sistematiğinin esaslarından birini teşkil ederler.
Esma Şimşek hoca hanımın Elazığ’dan yaptığı çocuğu olmayan hanımlara çare aranırken yapılan bir uygulamada “Hazar Elması” na dua okutulmakta, Fetahmet Baba Türbesine gidilmekte, kurban kesilmekte, daha sonra Tunceli’deki Sultan Hıdır Baba’ya gidilmektedir.
Elma, evlenilecek kişinin tespiti ve gelinin oğlanın oğlan evine gelip sacı yapılması süreci başlamadan evvel de elmanın fonksiyonu vardır. Tunceli ve çevresinde, düğün günü yaklaşınca oğlan evi, civar köylere “mum” adı verilen elma veya şekeri okuntu olarak göndererek onları düğüne davet eder. Bebeğin ana rahminde şekillenmesi sürecinde de elmanın yeri vardır. Aşeren annenin elma görmesi halinde çocuğunun güzel olacağı inancı vardır.
Ayrıca Elma-talih kuşu ve elma –Zümrüdü anka kuşu ilişkisi kuran halk edebiyatı ürünlerimizde vardır.
Esma Şimşek’in tespitleri arasında yaşayamayan çocukların ölmemeleri için yapılan bir uygulama da ilginçtir. Tunceli de gelinin başına atılan sacı arasındaki elma, çocuğu veya oğlu olmayan bir kimseye satılır. Biz bu türden satma işleminin değişik uygulamalarını tespit etmiştik. Türk halk inançlarında satma, devretme, adres değiştirme bir koruma-korunma uygulamasıdır. Türbeye satılan ve yaşaması istenilen bebek, türbedeki zat tarafından korunmuş olur. Damata satılan elma ile, haklaşmak-helallaşmak vardır.
Iğdır’da olduğu gibi Borçalı ve Derbent’de de Toylar da oğlan şahı bezetilir. 9 dallı ağacın tepe dalında elma olur. Bu elmayı kaçırandan sağdıç bu elmayı satın alır. Bu elma dölün, zürriyetin bereketin sembolüdür. Güney ve İç Anadolu ile Kıbrıs köy düğünlerinde düğün bayrağının gönderinde tepede elma olurdu.
Nahçıvan’da yeni gelin oğlan evinin kapı eşiğine geldiğinde, damat damdan onun başına konfeti ile birlikte dilimlenmiş bir elma atar, bu “hayırlı döllü ve bereketli gelin”olsun diye yapılır. Böylece gelinin hayırlı evlatlar doğuracağına inanılır. Bu inanç ve uygulama Borçalı, Derbent, Erbil, Anadolu ve Kıbrıs’ta da vardır.
Manas örneğinde olduğu gibi Balkanlar, Kıbrıs, Kafkasya ve Anadolu bazı Türk hikayelerinde çocuğu olmayan yaşlı çiftlerin çok yakarıp, çok hayır işleyip, elmalı yerlerde yatmaları halinde, Cebrail bir elmanın yarısını çiftlerden birisine diğer yarısını ötekine verir ve çocuk sahibi olurlar inancı vardır.
Kıbrıs’ta çocuk sahibi olmak isteyen anne adayına elma okutularak yedirilir. bu tespitle elmaya yüklenen tıbbi etkinliğe islami boyut da eklenmiştir. Kıbrıs ve Balkan Türklerinde ortasından ikiye ayrılmış elmanın çekirdeklerinin yerlerine bakılarak doğması beklenilen bebeğin cinsiyeti tahmin edilir. Azerbaycan’da ve Borçalı’da rüyasında balık ve elma görenin kız çocuğu olacağına inanır. Rüya elma ilişkilerine tekrar döneceğiz.
Anadolu’da, koç katımında, koçun boynuzuna bereketine inanıldığı için elma saplanır. Kurban bayramlarında koçların alnına ayna, boynuzuna elma, sırtına kına veya boya sürme geleneği Anadolu ve Kıbrıs’ta da vardır.
“Elma Yazma” geleneğinde elmanın kabuğuna ayet de yazılarak haşreden korunması sağlanılmak istenir. Ayrıca, elmanın kabuğunu koparmadan soyanın dileğine ulaşacağına inanılır. Koparılmamış kabuğu yastığının altına koyanın nişanlanacağı genci rüyasında göreceğine inanılır. Bazı yörelerde de koparılmamış bu elma kabuğu arkaya doğru atılır, kabuk hangi harfe benzer ise, o harfle ismi başlayan bir kimse ile evleneceğine inanılır. Rüya’da elma görmek de anlamlandırılmıştır. Rüyada elma yemek mutluluk, pişirmek, üzüntü, birisinden elma almak çocuk sahibi olmak, elmanın ikiye bölündüğünü görmek hasret anlamına gelmektedir.
Elma kabuğu ayet yazmak, elma kabuğunu yastığın altına koyarak rüyada evlenilecek kimseyi görebilmek elmanın kabuğunu koparmadan soyarak muradına erebilmek, elmanın koparılmadan soyulan kabuğunu arkaya atarak, oluşacak şekilden evlenilecek kimsenin ismini tahmin etmek, elmayı destanın kahramanı yerken kabuğunu da kısrağa yedirmek suretiyle hikmet arama inançları, elma kabuğunda da bazı iksirlerin olduğunu düşündürmektedir.
Güneyin Türkmen oymaklarında;
“Elmayı nazik soyarlar
Altın tabağa koyarlar
Hacan sırrımı sorarlar
Arif olur el Allahım” denilmektedir.
“Sivas İmranlı bölgesinde;
Elmanın üstüne nar mı soyulur,
Sunam soyulur.
Güzelin üstüne yar mı sevilir,
Sunam sevilir.”
SONUÇ
Türk Halk Hekimliğinde, halk tababeti sadece maddi beklentinin bir ürünü olmayıp, manevi boyutu da vardır. Elma içerdiği vitamin, mineral, karbonhidrat, protein gibi elemanların ve kadın- doğum hormonları üzerinde olumlu etkisinin yanısıra mistik bir güce de sahiptir. Bu gücün mitolojik bir boyutu vardır. Bu boyut Türklerde mefkürevi bir yapı oluşturmuştur. “Türke Çare” Azerbaycan Türklerinde halk hekimliğinin bir ismidir. Bu hekimlik türü dermanların kullanımında koyulan katkı maddeleri ile oluşmaz, yapısında inancı da içerir. Türke Çare ismi bile bu mesaj için yeterlidir. Nitekim elma bir Türke Çare’dir. Kızıl Elma’da olduğu gibi.
Kızıl Elma Mefküresi Ziya Gökalp’de de şiirleşmişti. Gökalp, mesajı toparlarken;
“Kızıl Elma yok mu? Şüphesiz vardır;
Fakat onun semti başka diyardır......”diyordu. Konunun mefkure boyutu oldukça incelenmiştir. Böylece; Elmanın; çocuk edinme, bereket, avrat alma, ant-yemin, nasip açma, fal, uğur, kurban, kozmogani, mesaj taşıyıcı, korunma alanlarında inanç içermeleri; mitoloji-mefküre boyutu ile ilgilidir, denilebilir.
|