|
GİRİŞ
Biz bu bildirimizde büyü bağlantılı sihir, efsun, muska, tılsım gibi bazı fenomenlerin/görüngülerin etimoloji ve tanımlarından bahisle konuya gireceğiz. Bu verilerden oluşturacağımız taban üzerine Hakkâri bölgesinden derlenen bilgileri yerleştireceğiz. Daha sonra Türk kültürlü diğer halklardaki benzeri tespitlerle bu bulguların karşılaştırılmaları cihetine gideceğiz. Büyüden hareketle ortak kültür coğrafyasını belirlemeye çalışırken büyünün türleri, kullanma ve ondan korunma şekilleri üzerinde duracağız. Ayrıca, büyü -din bağlantısını ve konuya farklı yaklaşım şekillerini, iyeler ile ilgili diğer çalışmalarımız itibariyle bağlantılayarak irdelemeye alacağız. Özelde Hakkâri’ye yoğunlaşırken, bu vesile ile inanç kültürümüzde büyüyü tartışmış olacağız. Geleceği bilme için yapılan bir kısım işlemlerin büyüsel karakteri itibariyle büyü-fal bağlantısına da değindiğimiz olacak. Nazar konusunu ayrıca ele almayı düşünmekte olmamıza rağmen, nazar büyü bağlantısına da yer vereceğiz.
METİN
Kaşgarlı Mahmut Divanında efsun, büyü ve sihir’i tutug, efsun, arvaş, arkış, arviş, arvaldı, yavlı olarak tanımlamaktadır. Bunlardan Efsun Anadolu Türk kültür coğrafyasında sihir kelimesi ile karşılanırken, büyü; ilaç, avsun, cadılık, mirenk ve bazen da efsun karşılığında da kullanılmaktadır. Kelimenin çeşitli Türkçe lügatlerde karşılığı için Ahmet Eker ayrıntılı bir çalışma yapmıştır. Hakkâri ve çevresinde büyü ile sihir eş anlamda kullanılabilirken, avsun ve efsun da bilinmektedir. Kullanım şekillerinde daha ziyade kişi büyüler ve büyülenir. Birisine veya bir şeye tılsım yapılır, bir şeyler tılsımlıdırlar. Büyülenmek tanımı gönül ilişkilerinde de kullanılabilirken, tılsım daha sır boyutu derin ve biraz daha karmaşık olarak bilinir. Cadılık ise cazılık olarak da geçmektedir. Doğu Karadeniz bölgesinde de Çepniler arasında cadı ve cazı eş anlamdadırlar. Bu son iki ifade anılan bölgede kara iye, cin türünden görünmeyen ve fenalık da yapabilen güçler için de kullanılırken, insan tiplemelerinde de; mesela ‘cadı veya cazı anan’, mutluluğumuzu istemeyen kaynanam anlamındadır. ‘Bu işte cadı parmağı var’ veya ‘bir cadı yapmışlar’ deniliyor ise, büyünün yapıldığı anlatılmış olunur. Tutuğa gelince, İran Türk kültür coğrafyasında yaşamakta olan Türk kültürlü halklardan Kaşgayiler’de avın bereketi için ‘tutuk tüfek’ bekâr genç kızın göğsünden aşağıya doğru yukarıdan sokulur ve aşağıdan çıkarılır. Böylece silahın tutukluluğunun giderildiğine, avın bereketinin arttığına inanılır. Doğu Karadeniz’de tabancaya yapılan büyülerle onun tutuklu olması sağlanabilirken, tutuklu damadın bağdan kurtulması için tabanca ve mermi ile bazı uygulamalar yapılır. Böylece tutukluğa yol açan görünmeyenden gelen engelin önlendiğine inanılır. Anadolu’nun bazı kesimlerinde geç konuşan veya konuşmakta zorlanan çocuklar için tutuk denir ve bunlara bir cin veya kara iyenin sebep olduğuna inanılıp gidermek için bazı uygulamalar yapılır. Keza içine dönük tipler için de tutuk denir. Bu halini aşması için bazı inanç içerikli uygulamalar yapılır. Buradan hareketle birileri tarafından birilerine veya bir şeylere büyü yapılabildiği gibi, bir kısım engellilere de büyülü gözü ile bakılıp onlar için büyünün bozulması, kaldırılması için bazı uygulamalar yapılmaktadır. Bu nokta şu bakımdan önemlidir. Büyü yapan kişi büyüsünü cin veya kara iye gibi bazı vasıtalardan yararlanarak yaparken, bu, aracı da diyebileceğimiz elemanlar, kişioğlu devreye girmeden bunlar bir şekilde büyüyü kendiliklerinden de yapıyorlar veya yapabiliyorlar. Buradan hareketle ‘Bir şeye uğramak’ ile ‘Bir şeye uğratılmış olmak’ arasında bir yapılanma bağıntısının olduğu söylenebilecektir.
Tekrar tutuk konusuna geçilecek olursa, Hakkâri yöresindeki kurtla ilgili inançları anlatırken de değinileceği gibi, bir sihir veya büyü sonucu bağlanan ve zifafta başarılı olamayan erkek için de ‘tutuk’ veya ‘tutukluk yaşıyor’ denir. Hal bu olunca, kişioğlu büyüye başvururken, görünmeyenlerle mücadele etmektedir. Onları hoş tutmakta veya onlara tesir ederek etkileyebileceği birilerini, bir şeyleri harekete geçirerek olumsuzluğu gidermek, önlemek istemektedir.
Hakkâri ve Ağrı çevresinde korkan çocuğun korkusunun kaldırılması için, Ocak mensubu olduğu bilinen bir kimse avucunun içine bir taş alıp taşı onu sıkarak korkan çocuğun kasıklarını onunla ovar. Böylece çocuğun korkuluğunun kaldırılmış olduğuna inanılır. Korkuluk Kaldırmak bir tedavi biçimidir.
Hakkâri’de “Köstek Kesme” diye bilinen bir inanç ve uygulama vardır. Bu inanca göre emeklemeye başlayan çocuğun biraz ilerisine Kuran, ayna ve altın gibi nesneler konulur. Çocuğun yürümesini teşvik amacını da taşıyan bu uygulama ile esas amaç çocuğun uzanmak istediği şeyden hareketle büyüdüğünde hangi mesleği seçeceğini tahmin etmektir. Böylece geleceği tahmin etmek ve geleceği tayin etmek bir arada istenmiş olmaktadır.
Nazar büyümüdür? diye bir soru sorulabilir. Büyü kişioğlunun orijinal halinden onu farklı yeni bir duruma sokan güç veya sokabilmek için yapılan işlem iken, nazar da sonuçları ve amacı itibariyle aynı etkiyi gösterebilmektir. Nazar da büyü gibi manyetik bir alan yaratıp şuaları ile insanı, hayvanı ve canlı olmayanı etkileyebilmektir. Diğer taraftan nazarda da, büyüde olduğu gibi korunma ve kurtulma çarelerinin bir kısmı ortaktır. Mesela her ikisinde de hamaylı, boylama gibi türleri ile nuska/muska vardır ve hazırlanma kullanım şekilleri büyük ölçüde aynıdır. İncelediğimiz bölgelerde Hakkâri ve yöresinde olduğu gibi muska; cin, şeytan, kara iyeler gibi görünmedikleri halde zarar verebilenlerin muhtemel zararlarından, korunmak ve kurtulmak için etkili olmaktadır. Keza kişioğlunu gözün deymesinden, kem gözün, bet gözün, hain bakışların zararından korumak için muska bir elemandır. Veya nazarını kullanarak zararlı olabilenin zararı giderilebilir veya önlenebilir inancı vardır.
Nazar ve nefs kişioğlunda bulunan iki kuvve iken, farklılıklarının yanı sıra ortaklıkları da vardır. Nefsi geçen kimse zarar verebilirken nazar da zararlı olabilmekte ve kişi nefesi ile bir takım bozulmaları, çarpılmaları veya benzeri halleri tedavi edebilmektedir. Keza ‘bir nazarı ile’ olumsuzlukları olumlu kılan kişioğlu da vardır. Nazar veya nefs sadece kişioğluna mahsus bir güç müdür? Her ne kadar bitkilerin sevildiklerini anlamalarına ve insanoğluna küsebildiklerine dair halk inançlarının olduğu biliniyor olsa da, bitkilere kadar işi götürmeye kalkmak için elimizde bilgi yoktur. Ancak insan olmayan canlıların bilhassa hayvanlar gibi gözle görülebilenlerin kırklarının olduğuna ve insanoğlununki ile karışabileceğine inanıldığına dair inançların olduğunu biliyoruz. Hatta Hakkâri’de, Kars’ta olduğu gibi kırkı dökülecek bebeğin kırkının diğer kırklıların kırkı ile karışmaması için, birçok hayvanın ismi sayıldıktan sonra, ‘ins ve cinsin kırkı’ ifadesi kullanılır ki bu ifade cinlerin de kırkı olabildiğini düşündürmektedir. Kars’taki ve Hakkâri’deki inancın arasında fark yoktur, fark Kars’taki ifadenin Türkçe, Hakkâri’dekinin ise yerel dille söylenilmiş olmasındadır. Ana dili farklılığına rağmen halk kültürü dili aynıdır. Bazı dinlerde cin ve melek veya peri olarak geçen ve mitolojik dönemin kara ve ak iyelerini mahiyet itibariyle büyük ölçüde karşılayan varlıkların da bir güç, bir kuvve sahibi oldukları da bilinmektedir. Melekler ve iman etmiş olan cinler gibi bir kısım canlılarda olduğu gibi, kâinatın hâkimi mutlak olanın iradesinde iken, diğerlerinin kendi aralarında da bir hiyerarşisi olduklarını izleyebiliyoruz.
Hakkâri’de kadın dayanılmaz doğum sancıları çekiyor ise, rahatlamasının sağlanılması için müezzine ezan okutulur. Buna “Ezan-ı Ferah”; ferahlatıcı ezan denir. Bu uygulama ile İslami bir etkinlikle zorluk veya zorluğu çıkaran faktör bertaraf edilmiş olmaktadır.
Hakkâri’de çocuğu dünyaya gelen fakir fukaraya sadaka dağıtır. Tebrike gelenlere çocuk sahibi aile hediyeler verir. Buna “Bakut” denir. Bu uygulama, Dede Korkut boylarında ad verme toyuna katılanlara yapılan ikramdan sonra dağıtılan diş kirasını andırıyor. Bu tespitte, fakir fukarayı sevindirmekle, saçı yapılmış, hayır işlenmiş, muhtemel kem göz, kötü nefis ve benzerleri, Allah’ın rızasından hareketle tesirsiz hale getirilmiş olmaktadır.
Hakkâri’de doğan çocuğun yakınları isim bulmak için bir araya gelirler. Bulunan isimlerden seçim yapması için aday isimleri ailenin en büyüğüne arz ederler. Bu arada Kur’an isme niyetlenilerek açılır. Bu uygulama açılan Kuran’ın o sayfasından isim seçilir ve bu ismin hayırlı olacağına inanılır ki, yapılan bir nevi geleceği falla tayin etme uygulamasıdır.
Hakkâri’de kırkı çıkmamış çocukların arasında kırk basması olacağı inancı vardır. İki kırklı çocuk bir araya gelecek olursa, erken doğmuş olan çocuğun kırkının diğer çocuğu basacağı inancı çok yaygındır Buna “Kırk Basması” denir. Basılan çocuk için ise, “Basık” tabiri kullanılır. Basık çocuk cılız kalır, iştahsız olur, gelişemez, çabuk hastalanır. Bu hal aynı zamanda “Kırkların Karışması” olarak da bilinir. Her iki çocuk için de iyi karşılanmaz. Çocuklardan birisi erkek ve diğeri kız ise, erkek olan çocuğa çuvaldız ve kız olan çocuğa da iğne vermek suretiyle kırklarının karışmasına mani olunmak istenilir. Bu uygulama ile de demir aksam ve batıcı, kesici materyallerin koruyucu özelliğine inanıldığını görüyoruz.
Hakkâri’de Al basmaması için yorgana iğne batırılır. Ayrıca loğusanın yatağının yakınına kırkı çıkıncaya kadar süpürge konulur. Süpürge de Türk kültürlü halklar arasında adeta bir kült oluşturmuştur.
Hakkâri ve çevresinde Türk kültür coğrafyasının genelinde gözlendiği gibi kırkı çıkmamış anne, Al karısından korunmak için evin eşiğinden dışarı çıkmaz iken loğusa kadını Al karısı basmaması için ona bir bardak okunmuş su içirilir. İslami inanç rengi bu bulguda da sahneye çıkmaktadır.
Ağrı, Van, Hakkâri, Muş ve Malatya çevresinde Al Karısı/Al/Al Kızı’nın ağıl, samanlık, su kenarları ve ıssız yerleri kendisine mesken tuttuğuna inanılır ve halk buralara geceleri destursuz girmeye çekinir.
Bizim bu bildiri ile yapmak istediğimiz dinlerin iç yapılanmalarındaki ayrıntıyı tartışmak değil, eski ve yeni inançların büyü anlayışına nasıl yansıdıklarını Hakkâri bölgesindeki bulgulardan hareketle açıklamaya çalışmaktır. Bu itibarla yapılan zaruri ara açıklamalardan sonra tekrar asli konumuza döneceğiz.
Konu nazar değil de özelde büyü ise, muska bu kere koruyucu veya tehdit unsuru da olabilecek durumdadır. Nazara inanma ve ondan korunma duygu ve uygulamaları, İslamî daire kapsamında olanlar ve olmayanlar itibariyle, Türk kültürlü halkların hepsini kapsar. Ortodoks Gagavuzlarda, Budist Uygurlarda, Gregoryen Türklerde ve diğerlerinde nazar kültü vardır. Gagavuzlarda nazardan kurtulmak için Babulalara kendilerini okutturuyorlardı ki bunlar Anadolu İslam Türk kültür coğrafyasının Ocaklarını andırmaktadırlar. Kültür coğrafyasının Hıristiyan inançlı kesiminde muskalar üzerinde haç olmaktadır. İslam inançlı olanların muskalarını mollalar yaparken Hıristiyan olanlarınkini de papazlar yapmaktadırlar. Muska ana dili veya tayfa farkına rağmen, muhafazası için her yerde muşambaya sarılır, sargı çok kere üçgen şeklinde olur ve sargı sayısı 7 katla belirlenmiştir.
Ana dili büyük çoğunluğu ile standart Türkçe olmayan Hakkâri halkı gibi Uygurlarda da nazardan korunmak için, hayvan iskeleti, at nalı, narçiçeği dalı türünden nesneler kullanılır. Urfa, Hakkâri, Tunceli ve Erzurum’dan yaptığımız bir tespite göre, kuşlar yuvalarını yaparlarken yuvalarına nar kabuğu da koymaktadırlar. Nar kabuğunun haşereye karşı koruyucu olduğuna inanılmaktadır. Sarımsak ve soğan gibi bazı bitkilerin arındırıcı özelliklerinin bulunduğu, inanç içerikli cin veya kara iye gibi bazı görünmeyenlere karşı koruyuculukları bilinirken, tıbbı mahiyetli arınık/dezenfekte özelliklerinin olduğu da bilinmektedir. Soğan ve sarımsağın nazara karşı koruyuculuğunun yanı sıra al karısı ve benzeri varlıklara karşı koruyucu oldukları da bilinmektedir. Bu iki bitkinin görünmeyenlere karşı koruyucu etkinliği bilhassa yeni yapılmış binaların dış cephelerinde ve zahire ambarı gibi yerlerde gözlenebilmektedir. Görünmeyen tanımlaması bir takım büyü unsuru güçleri, insan nefsindeki ve nazarlarındaki gücü ve cin türü varlıkları kapsaması itibariyle de ortak özellik arz etmektedirler. Sarımsağın koruyuculuğu Türk kültür coğrafyası genelinde ve İslamiyet hâkim olmadan evvel Şamanizm döneminde de müessir idi. O dönemden kalma inançlar Uluğ Türkistan’da, bilhassa Özbekistan’da halen izlerini sürdürmektedir.
Büyü geçmişin tarihi dönemlerinde tedavi edici olarak da kullanılmıştır. Türkmenlerde büyü de yapabilen mollalara tabip denildiği bilinmektedir. Bunlar, Anadolu’da ve bu arada Hakkâri bölgesinde de benzerleri gibi, Kur’an ayetleri okuyarak yazdıkları muskaları tedavilerinde kullanmaktadırlar. Benzeri diğer verilerle birlikte ilmi olmalarının tartışılmaları bir yana, halk inançları kapsamında sağaltıcı özellikler taşımaları bakımından, kendi ortamlarında bir nevi alternatif tıp kapsamına alınabilirler mi? Araplarda sihir tıbbın bir dalı olarak kabul edilmektedir.
Nazar, daha doğru bir ifade ile muska münasebeti ile açıklanması gereken diğer bir obje de aynadır. Muskaların bulundukları yerlerde bir şekilde ayna bulunmakta ve aynanın da mavi boncuk ve nazar dualarında olduğu gibi nazar kırıcı gücünün olduğu inancı Hakkâri’de de yaşamaktadır. Aynanın yer aldığı nazarlıklar çok sık olmamakla beraber kurbanlık koçun alnında, inşaatı süren binanın göğsünde, gelinin kendisinden önde gönderilmek durumunda olan bohçası veya sandığında yer aldığı görülmektedir. Bazen gelin Kofilerinde görülen ayna, bazen de oğlan evine gelirken gelinin önü sıra onun yüzüne tutulur. Doğu Karadeniz bölgesinde büyükbaş hayvanların bilhassa sığırların alnına konulan mavi boncukla örülmüş nazarlıkların arasında da ayna olur. Sarıkamış’taki Kafkas göçmenlerinden genç kızların ay ve kömür eşliğinde baktıkları fallarda da ayna bir şekilde yer alır. Aynanın sır sakladığı inancı Anadolunun, Mezopotamya’nın ve Kafkasya’nın hemen her kesiminde vardır. Aynanın büyülü gücüne inanılır. Kırık ayna kullanılmaz. Esasen kırık ve kısmen yanmış eşya kullanılmaz. Kullanılmasının doğru olmayacağı inancı vardır. Adeta onun kırılmasına yol açan görünmeyen gücün malı olduğu gibi bir inanç vardır. Gece aynaya bakılmaz. Bakılması zarureti var ise, Allahım Meselli ve Allahım Barekte duaları okunur. Hamile hanım aynaya bakar ise, doğacak bebeğine zarar gelebileceğine ve kırkı çıkmamış bebeğin aynaya baktırılması halinde keza ‘Bir şeye uğrayabileceğine’ inanılır. Bu inançlar az çok farklılıklarla Hakkâri halk inançlarında da yaşamaktadırlar. Aynalı lambanın ışığı artırıcılığı sadece fiziki olarak izah edilmemektedir. Aynanın, parlak geleceğin, aydınlığın simgesi olduğu inancı Hakkâri’de de vardır. Rüyasında ayna görmüş kimsenin iyi rüya görmüş olduğuna inanılır. Aynalı dolap, aynalı fistan, aynalı kemer, aynalı saz, aynalı tüfekteki aynalar sadece ve sıradan süs değillerdir. Gece aynaya bakılmadığı gibi yas evinde cenaze evden çıkmamış iken aynaların üstü açık tutulmaz. Kur’an okunan evin aynalarına örtü örtülür. Alevi halk tasavvufunun bazı kesimlerinde görülebilen mezar-ayna ilişkisi ile aynalı beşik ilişkilendirilebilir mi, ayrı bir konudur. Ayna- büyü ilişkisi itibariyle söylenilecek olan husus, ayna büyü kültünün de bir parçasıdır ve Hakkâri yöresinde de bu inancın türevleri yaşamaktadır.
Tılsım, kutsanmış anlamında olup Hakkâri ve çevresinde de aynı anlamda kullanılmakta ve bölge halk inançlarında kendisini ağırlıklı olarak hissettirmektedir. Bölgede yaşamakta olan ve halkın şeyh olarak bildiği bir kısım ulu zatlar adeta yaşamlarına girmiş her türlü günlük eşyaları ile kutsaldırlar. Bu inanç ulu zatların ölümlerinden sonra da geride bıraktıkları tespih, asa ve benzeri gibi eşyaları, çok kere türbe olarak kabul edilen mezarlarının taşı, toprağı, türbelerinde varsa suyu ve ağaçlarının yapraklarına kadar yansır.
Hakkâri’de şoför esnası sefere çıkarken Gülerek Baba olarak binen yatıra sadaka niyetine muhakkak bir kütük odun bırakır. Böylece yollarının açık olacağına, işlerinin iyi gideceğine inanılır. Yola çıkmadan hayır işlemek Türk kültürlü halklar arasında sık görülen bir uygulamadır. Türk kültür coğrafyasının inançlarında hala canlılığını muhafaza eden Yol İyesi ve Ovo/Obo inancını hatırlatmaktadır. Yol İyesi ki Boz Atlı Hızır inancı ile çok müşterekleri bulunan bir inançtır. Gülerek Baba ile ilgili bir inanca göre de mahkemede davası olan kimseler, mahkeme gününden evvel gömleklerini bu türbenin sandukasına bırakırlar, mahkemeye giderken bu gömleği giyerek giderlerse Gülerek Baba’nın kendilerine yardımcı olacağına inanılır. Hakkâri Merkez Biçer Mahallesindeki Gülerek Baba, Şemdinli Bağlar Köyündeki Seyit Taha, Merkez Biçenek köyündeki Şeyh Nazır ve Merkez Işık köyünde Şeyh Musa ile birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı Yatırlar Arşivinde 5 türbeye dair bilgi vardır.
1958 yılında Ağrı’dan Kars’a gelmiş olan ve 1963 yılında Muş’ta bilvesile tanıştığım tarikat şeyhlerinin içip artırdığı suyunun veya ısırıp yediği meyvenin artanından manevi istifade edinebilmek için yakın çevresindekilerin yarıştıklarına şahit olmuştuk. Bu yaşları çok genç, kendilerine kutsiyet atfedilen insanların ayakları ile basmış oldukları topraklar kutsal kabul ediliyor, alınıp götürülmek isteniyordu.
İnancın derinliklerinde, bu zatların Kur’an bilgileri, Kuran’ı çok okumuş olmaları ve bu bilgileri mensup oldukları tarikat perspektifinden çevrelerine yayabilmiş olmalarının kendilerine vermiş oldukları ‘kutsanmışlık’ vardı. Çok kere de bu saygınlık soydan gelebiliyordu. Bu hale bazı özel hallerinden kaynaklanan dini avantajlar da ekleniyordu. Bu noktada, Kuranı muhtevadan hareketle kazanılmış her kut aynı kefeye konulabilir mi? Kur’an’-ı Kerim muhtevalı donanım muhakkak ve her halükarda tılsım içerikli midir? Bu donanıma tılsım denilebilir mi? Havas bu irdelemenin neresindedir? Ayetleri tersinden okuyarak etkinlik sağlamak tılsımın neresindedir? Bu başka bir disiplinin izah konusudur. Ancak, Hakkâri ve yöresinde de ilgili sureyi muayyen miktarda tekrarlamak suretiyle bazı mistik edinimlerin kazanılabileceği inancı vardır. Geceleyin yatmadan evvel ‘21 defa Besmele tekrarlamak, görünmeyenlerin muhtemel müdahalelerine karşı kişiyi korur.’ Yasin okunması gereken hallerde Yasin okuyamayanların bir Fatiha 11 İhlâs okumaları gerektiği’, Huysuz kocalar, kısmeti açılmamış geç kızlar için şu surenin şu kadar tekrarlanması gerekir gibi inançlar vardır. İbni Arabî’nin ruhi reçete olarak tanımladığı bu uygulamalar için, alanın uzmanları ‘inançla yapılmış bazı tekrarların herkes için etkili olabilecekleri” şeklindedir. Yapan herkese yarar sağlamayacağı bazı tekrarların izahı ise, “yetkilendirilmiş kişiler tarafından yapılmaları halinde anlam ifade edeceği” tarzındadır.
Hakkâri ve çevresinde yoğunluk arz eden seyit veya şerif olarak bilinen dini kimlikli saygın kimse fazla yoktur. Hakkâri’nin varlığı tespit edilebilen tarihe mal olmuş evliyaları Abdullah-ı Şemdîni, Ebü’l Berekât Emevî Hakkâri, Ebü’l Hasen Ali bin Ahmed, Halîfe Mustafa Efendi, Molla Hüseyin-i Bate, Seyyid Sâlih, Şeyh Muhammed Selim Efendi, Tâhâ-i Hakkârî isimli olanlardır.
İbn-i Haldun tılsımı büyü çeşitlerinden biri olarak kabul ederken tılsımın yapılma zamanı ve şekli de neticeyi haliyle etkilemektedir . Tılsım için genelde kullanıldığı bilinen nesneler Hakkâri’de yapılan tılsımlar için de geçerlidirler. Bunlar hayvanlara ve insanlara ait tırnak, kemik, saç, kan gibi bazı vücut aksamları, bazen de resimlerdir. Bunlardan kan konusunu ayrı bir çalışmamızda ele almayı düşünüyoruz.
Bunlardan tırnağın tılsımda kullanılma şekline dair biz 1960’lı yıllarda Horasan-Erzurum’da kısmen şahit olduk. Ayın belirli bir döneminde gece gökyüzünde aldığı şekle göre, yarı beline kadar suya girmiş tılsımcı ilgili bir takım duaları okuyarak tırnağına bir şeyler yazmak veya çizmek suretiyle geleceğin isteğine uygun şekilde gerçekleşmesini istiyordu. Saç ile tırnak arasında, vücuttan atılmış ölü hücreler olarak, inanç içerikli müşterekliğin olduğu Hakkâri halk inançların da yaşamaktadır. Bunların ait oldukları kişiye öteki âlemde gerekecekleri inancı Hakkâri kırsal kesiminde bazı yörelerde yaşamaktadır. Tırnak sefadan saç cefadan uzar inancı bu bölgede de vardır. Rüyada saçı dökülmüş olmak veya saçı sakalına karışmış olarak görünmek, keder mesajı verir.
Tılsım vasıtalarından birisi de saçtır ve en etkili vasıta olarak bilinir. Türk kültürlü halklarda veya Türk kültür coğrafyasında saç bir kültür kotudur. Saçın etrafında geniş inanç birikimi vardır. Bu inançlar hayatın erken dönemlerinde başlar. Bebek dünyaya gelmeden onun cinsiyetinin belirlenmesinde saçın rolü vardır. Saç örüğünün şekli genç kızın bekâr, sözlü veya evli olduğunu anlatır. Saça takılan boncuk gibi nazarlıklarla genç kız çocuğu nazara karşı korunur. Sevgiliye gönderilen saç bağlılığın son kertesidir. Saçın örtünme şekli kadın kişinin yasta olup olmadığı gösterir. Yas’ta saç yonulur. Ölen erkişinin atının kuyruğu, hanımının saçı kesilir. Saç uluorta atılmaz, alınıp bir şeylere sarılır ve çiğnenmesi önlenilir. Bununla ilgili çeşitli izahlar vardır. Eski Türk İnanç Sisteminde kişioğluna ait kutun saçlarının dibinde olduğu, çiğnenmesi halinde kuttan yoksun kalınacağı ve benzeri gibi çok sayıda inanç vardır. Bunlardan çok önemlilerden birisi de, saçtan hareketle büyü yapıldığı inancıdır. Hakkâri’de de dökülen kadın saçları toplandığı zaman bir şeye sarılır ama onlara düğüm atılmaz, düğüm büyü anlamına gelir. Anlatıya göre, körkütük âşık birisi sevgilisine erişmek için güçlü bir büyücüye gidip, kendisi için bir büyü yapmasını ve sevgilisinin kendisine gelmesine ister. Büyücü de sevgiliye ait bir tutan saç ister. Âşık kişi, sevgilisinin saçına ulaşamayınca, gidip bir mandadan biraz kıl kesip, kızın saçı olduğundan bahisle tılsım yapması için büyücüye verir. Tılsım yapıldıktan sonra kadın kişinin erkişinin evine gelmesi beklenirken, gecenin bir saatinde erkeğin evine kılları kesilen manda gelir.
Hakkâri ve tılsım söz konusu olunca hatıra gelen en öncelikli hayvan kurttur. Bu yörede tılsımla veya başka bir nedenle bağlandıkları için zifafta başarılı olamayan gençlerin, yani tutukların bağlarının açılması tılsımın bozulması için bazen kurt postunda birleşmeleri istenir ve bazen da er kişinin kirişine kurt kanı sürülür. Hakkâri halk inançları kültüründe kurt içerikli geniş bilgi mevcuttur. Bunlardan birisi de kurt için düzenlenmiş sürek avında silahın kullanılmamasının gerektiğine inanılmış olmasıdır. Kurt sürek avı’nın ayrıntılı kuralları vardır. Keza aynalı kemer gibi tokası kurtbaşı olan gümüş kemer ve bu kemerin kullanma dönemlerine dair inançlar vardır. Genç kız buluğ çağına girmeden evvel ve evlendikten sonra bu kurt tokalı kemer kullanamaz. Çok yaygın olmayan bu inanca göre kurdun genç kızı koruma dönemi, cinsiyet olarak korunmaya ihtiyacı olduğu dönem ile eri tarafından korunmaya alınması dönemi arasındadır. Toka üzerindeki gümüş kurt başı kabartması bir tılsım simgesidir. Bu tılsım bir dönem yüzük taşlarında da yer almıştır. Kurt dişi, kurt kemiği, kurtpençesi, kurt kılı ve benzerleri de keza tılsım gücü içeriklidirler.
Hakkâri’de kısmeti kapalı genç kızın kapalı kısmetini açmak için, kendisine başka bir genç kızın yorganı çarşaflattırılır. Kılıf geçirilen yorganın dört köşesine şeker konur. Kısmet bekleyen genç kız her köşeye gelince orada şekeri yer. Böylece kızın kısmetinin açılacağına inanılır. Bizim Azerbaycan’dan yaptığımız benzeri bir tespitte, yemek masasının köşesine rastlayan yerlerde genç kızlar oturmamalıdırlar, oturan kızların kısmetinin kapanacağına inanılır. Kısmet kapanmasının önlenmesi için masanın dört köşesine şeker türünden tatlı bir şeyler konur. Bununla amaç kısmetin kesilmesine sebep olan kara iyeye saçı yapılmak istenilmesi olmalı.
Ağrı ve Hakkâri’de genç kızların zülüf bırakmaları iyi karşılanmaz. Zülüf bırakmanın sadece gelinlerin hakkı olduğu inancı vardır. Zülüf bırakma bir saç şekli olarak bilinir.
Hakkâri’de defin esnasında mezarlığa gelen çocuklara şeker dağıtılır. Bu uygulamanın ölülerin ruhunu rahatlattığına inanılır. Bu bulguda da ruhların mutluluğunun sağlanılması amacı vardır.
Hakkâri’de başsağlığına gidenler yas evine değil de ölü evinin yakın komşularına gider ve yedi kapı dolaşırlar Bununla amacın kendilerini takip ihtimali olan kötü ruhları şaşırtmaktır. Cizre’de başsağlığına camiye gidilir, taziye eve kabul edilmez. Eski Türk inançlarında ruhun insanı takip edeceği inancının da olduğu bilinmektedir. Bitlis, Ağrı ve Hakkâri’de yas cumaya kadar devam eder ve buna “Cumaya teslim etmek” denir
Hakkâri’de gelinin bol kısmetli olması, uğur getirmesi için, onun, hazırlanmış olan dolu kazan istikametinde getirilmesi gerektiğine inanılır. Gelin yeni evine geldiğinde evde birikmiş kirli çamaşır bulur ise, yeni evine ayağının uğur getirdiğine inanılır. Kirli çamaşır konusu muhtemelen koku bahsiyle ilgilidir. Uğuru sağlamada olduğu gibi uğursuzluğu önlemek için de uygulamalar yapılır. Bunlardan birisi de evin herhangi bir yerine kül dökülmesinin uğursuzluk, felaket emaresi olarak kabul edilmesidir.
Bitlis ve Hakkâri çevresinde Türk kültür coğrafyasının sair kesimlerinde olduğu gibi ay tutulduğu zaman havaya ateş edilir, teneke çalınır, kazandibi dövülüp gürültü yapılarak ayı esir ettiğine inanılan kara iyeden ay kurtarılmak istenilir.
Hakkâri ve Bitlis’te özel bir ekmek yapılır ve hamuruna para konur. Konu komşu akrabalar bu ekmeğin yenilmesine çağrılır. Ekmeğin paralı parçası kime rastlarsa o kimse kısmetli sayılır ve evin çocuğunu tepeden tırnağa giydirir.
Hakkâri’nin bazı yörelerinde genç bekâr kızın başına bağlamış olduğu başörtüsü/dasmalı/başmağı, kız çeşme başında iken veya yolda yürürken zorla veya bir başka şekilde alınır ve götürülür ise, o kızın o kimse tarafından kaçırılmış olduğu şeklinde yorumlanır ve ona göre tepki alır. Eğer kız tarafı o gün içinde başörtüsünü geri alamazlarsa kız kaçırılmış olarak kabul edilir. İnanç içeriği itibariyle bu olaya bakılınca kaçırılma olayı kendisi ile birlikte “Sahiplenme” yi de getirmiştir. Başörtüsü sahipliliği simgelemektedir. Başörtüsü kaçırılarak sahiplilik el değişmiştir. Bu uygulama bazı Türkmen aşiretlerinde de vardır.
Bütün tılsımlar için ayrıntılı açıklamanın imkânsızlığı bilinirken, atın konumu farklıdır. At, Türk kültürlü halklar arasında nalı, tırnağı, tırnağının izi, dişi, kafatası, üzengisi, kişneme sesi ve benzeri tutum ve aksamları tılsım yapılanmasında yer alır. Bölgede ahır ve ambarlarda çakılı olarak tek at nalı ve inşaat halindeki binalarında nazarlık toplusu içerisinde keza at veya eşek nalının yer aldığı bilinmektedir. Nalın minyon şeklinin boncuklarla birlikte çocuk nazarlıklarında, beşik ve omuzlarda yer aldığını Hakkâri de olduğu gibi, Borçalı Terekemelerinden de biliyoruz. Nal orijinal hali ile Gürcistan evlerinin kapılarında da nazarlık olarak görülmektedir.
Hakkâri tılsımlarında geniş yer alan elemlerden birisi de el ve gözdür, çok kere göz elin içinde yer almaktadır. Göz, el ve el içerisinde göz, poster ve kartpostal olarak kullanılır, çok kere de ayetlerle süslü olarak büyü önleyici ve büyü bozucu olarak bilinir. Diğer taraftan büyü olarak üçgen içerisindeki gözün, nazarlıklardaki göz ile bağıntısı ve bu gözüm İsis ve Orisis’in oğulları olan Harus’un gözü olabileceği üzerinde de durulmuştur. Coğrafyanın diğer kesimlerinde olduğu gibi bu uygulamaları da Hakkâri ve çevresinde görebiliyoruz. Elin ve gözün tılsım içerisindeki mahiyeti tırnak ve sacda olduğu gibi, kurt ve attakinden farklıdır. Bu iki hayvanın daha ziyade totemlikleri üzerinde durula gelmiştir. Atla ilgili inançlar itibariyle yapmış olduğumuz çalışmalarda, at-totem bağlantısı üzerinde fazla duramadık. Mevcut kanaatimiz atın bir totem olamacağı şeklindedir ve ayrı bir konudur. Esasen biz Eski Türk İnanç Sisteminin Totemizm olmadığı kanaatini taşırken, bu teşhisimiz bütün coğrafya ve bütün dönemler için geçerli değildir. Kurt- Totem bağlantısı konusuna gelince bize göre Türk halk tefekküründe varlığını sürdürmekte olan kurdun mistik itibarı bir don değişme olayıdır. Açık şekildeki elin ‘Elem/Alem’ yaygın olduğu coğrafya daha ziyade Türk kültür coğrafyasının Şii-Caferi kesimidir. Hakkâri bölgesi halkı ağırlıklı olarak Sünni-Hanefi ve Sünni-Şafii inançlı Müslümanlardan oluşmuştur. Tılsım olarak Elem’den hikmet beklenilmesi onun Hz. Ali’nin, Hz. Hüseyin’in bilhassa Hz. Abbas’ın kolunu simgelemiş olarak bilinmesinden gelmektedir. Olcay Süleymanoğlu, kesik kol veya açık elin Sümerlerden Mısır’a oradan da İslamiyet’e geçmiş bir dini simge olduğu inancındadır. Bölge ön-dinlerinin dini amblemlerindeki sürekliliği göstermesi itibariyle bize göre önemli bir tespittir. Su eri olarak da bilinen Sümerlerde doğal olarak su ile ilgili birçok inanç ve tanrı olarak da geçen suyun kutsal ruhu inancı da vardı. Hakkâri bölgesinde su-büyü ilişkili birçok inanç olduğunu biliyoruz. Büyü bozmak için bilhassa gelinler akarsudan, köprü üzerinden geçirilir. Su kuyusu ile ilgili inançlar vardır. Büyü yapıldığında veya bozulmak istenildiğinde muskalardan bir kısmı suya atılır. Bu uygulama daha ziyade cincilerin hasta kimseden çıkardıkları ifade edilen muskalarda görülür. Nazarı atlatmak için kişinin başında dolandırılmış sabun akarsuya atılır ve o sabun eriyince büyünün de bozulmuş olacağına inanılır. Suya daha ziyade kısmeti bağlı genç kızların kısmetlerinin açılması için yapılan ‘Kilit Açma’ uygulamasında kilit veya anahtar atılır. Bu uygulamalar, nazarlı veya bir şeye uğramış kimselerin başında dolandırılan tuz tatbikatı gibi olanlar şüphesiz sadece ve mutlaka Hakkâri bölgesine mahsus değillerdir. Nitekim Hakkâri ve çevresinde de Kurşun dökme ve üzerlik uygulamaları da Türk kültür coğrafyasının ortak halk inançlarıdırlar. Kurşun dökmedeki bütün safhalar ve kullanılan gereçler büyük bir farklılık göstermezler. Biz Erzurum’da uygulama şekli tamamen kurşun dökme gibi olan mum dökmeye şahit olduk. Bu uygulamada eritilmiş kurşunun yerini eritilmiş mum alıyordu. Mum dökülünce de meydana gelen şekilden nazar eden kimsenin teşhisine çalışılıyordu. Bir farkla ki mum yün teşiğinin deliğinden akıtılıyordu. Hakkâri halk inançlarında mum dökülmesine dair bir bilgiye rastlamadık.
Halk inançlarındaki bir takım kültlerin bilinmeleri ve onların kimliklerinin tayini muhakkak bölge dinlerinin çok uzak geçmişlerinden günümüze ciddi şekilde büyüteç altına alınmalarını gerektirecektir. Bu itibarla biz kendi çalışmalarımız için realite ile fantezi arasında gidip gelme noktasındayız, diyebiliyoruz. Etimoloji yapabilmek çok birikim gerektirirken, inanç etimolojisi yapmaya kalkışmak daha çetin bir işlemi gerektirir. Türk kültür coğrafyası gibi geniş bir alana bu konuda el atmadan evvel, Anadolu inanç kültüründe etimoloji yaparken, kelimelerin inanç içeriklilerinin sağlıklı tahlillerini yapabilmek için, yerel dillerin bilinmesi gereği vardır. O takdirde ancak aydın halkını tanıyabilmiş olacaktır. Milliyetçiliğimizin temeli sevgidir. Sevebilmek için tanımak ve tanımak için de sevebilmek gereklidir.
Kuran’da Âli İmran suresi’nin 103 ve 112 ayetlerinde geçen habl, ip, din Kur’an ve bağlanma anlamlarına geldiği gibi; cadı, sihirbaz, aht ve bağ anlamlarına gelebilmektedir. Şüphesiz Allah’a bağlanma Allah’ın ipine sarılma anlamındaki bağ ile kişinin iradesine gem vurarak, onun iradesine el koyma anlamındaki bağ aynı şeyler değillerdir. İp, ipe bağ atmak ipe düğüm atmak, düğüm atarak büyü yapmak ve düğüm atmak suretiyle büyü bozmakla ilgili inançlar Hakkâri halk inançlarında da vardır. Adeta İslamiyet’in zuhuru tarihinden beri, birlikte bu dine giren halkların İslamî büyüden anladıkları da ortak olmaktadır.
Bağ bağlanmak sanıldığı gibi sadece bizim kültürümüzün bir ürünü veya tezahürü değildir. Diğer inançlarda da bağın koruyucu, korkutucu ve tehdit edici özelliği vardır. Buradan bazı inanç değerlerinin diğer emsallerinde olduğu gibi evrenselliğinden söz edilebilecektir. Batı Anadolu’da varlığı bilinen Sıtma Ocağında, Sıtma hastalığının pirinin bu hastalığı bağlayarak, hastalığın yayılmasını, insanların sıtma olmalarını önlediğini tespit etmiştik. Keza üzüm bağlarındaki bir salgın hastalığı bağlamak suretiyle önleyen bir ulu zat ile ilgili efsaneyi okumuştuk. Bu ve benzeri örnekler, bir kuvvenin, manevi manyetik alanın bağ yapmak suretiyle, iyiliklere vesile olabildiğini ve keza bağ yaparak iyiyi kötüleştirebildiğini mi söyleyebileceğiz. Düğümler için ‘İyi huylu düğüm’ ve ‘kötü huylu düğüm’ ayrımı yapılabilmektedir. Başka bir ifade ile ‘Hayra bağ’ ve ‘Şerre bağ’ bağlanılabilmektedir. Bu arada Hakkâri yöresinden ot düğümlemenin de bir büyü türü olarak yaşadığını gözledik.
Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgesinde kolların göğüste bağlanmasının iyi bir geleceğin işareti olmadığına inanılır ve bilhassa çocuklar uyarılarak bu tutumları önlenmek istenir. Keza küsmeye işaret olan bir hareket sağ elin başarak ve orta parmağının üst üste getirilmesi ile anlatılır. Bu esnada çocuklar aralarında ‘boz’ ve ‘bozdum’ derler. Bu bozuşmanın beden dili ile adeta akdidir. Hakkâri’de de olduğu gibi birçok yerde nikâh, imam nikâhı kıyılırken ipe düğüm atılması istenilmez. Bu hareketin büyü anlamına geldiğine inanılır. Keza Kars’tan hatırlıyoruz; mevlit okunurken büyüklerimiz biz çocukları uyarırlar, ellerimizi parmaklarımız açık bir şekilde dizlerimizin üzerine koymamızı isterlerdi. Bu tür örnekleri artırmak mümkündür. Türkmenistan’da kara ve ak yün ipliği kordon şeklinde bükülerek bir kuşak yapılır. Genç kızlar bunu nazarlık olarak bellerine, kollarına ve bileklerine takarlar. Artvin’den derlenilmiş bir masala göre kara ve ak koçun yünleri iplik şeklinde örülerek veya birbirlerine dokundurularak hasımların yerin yedi kat altına gönderilmeleri ve keza aynı yöntemle yerin altından yedi kat yukarı çıkmak mümkündür. Ak ve kara Türk kültürlü halkların inançlarında geçmişten günümüze hep var olmuştur. İpe düğüm atmak genelde büyü olarak kabul edilir ve Hakkâri yöresinde de ‘İpe Düğüm atanlar’ olarak, fenalık yapan, bununla çıkar güden günahkârlar kastedilir. Bunların lanetlendiklerine inanılır. Esasen dinin büyüden ve büyünün dinden çıkmış oldukları ve ayrıca her ikisinin farklı muhtevalı çıkışları olduğu görüşleri ve bunların savunucuları vardır ve bunlar konumuzun öncelikli meselesi değillerdir. Biz, Şamanizm’de falcılık ve büyücülüğün ağırlıklı şekilde kendisini hissettirirken İslamiyet’in her ikisini de onaylamadığını Eski İnanç Sistemi’nin Hakkâri’de de izlerinin yaşadığı belirtmekle yetinmiş olalım. İslamiyet’in semavi dinler kapsamında kabul ettiği dinlerin akaitleri ve ilahi tebligatçıları arasında Hz. Süleyman ve. Hz. Musa bağlantılı büyü içerikli anlatıların olduğu da bilinirken, bunların, bölgede izlerinin olmadığını söylemek doğal olarak mümkün değildir. Üç köşeli de olsa, altı köşeli de olsa muska İslam’da fetişizmin putperestliğin uzantısı olarak kabul edilmiştir.
Büyü muhakkak ki sadece gönül işlerinde olmuyordu. Savaş zamanı düşmanı bağlamak, savaşçılar için düşmanı tesirsiz bırakabilmiş olma adına da yapılması adeta kaçınılmazdı. Büyünün diğer boyutu da vahşi tabiata karşı korunmaktı. Savaş zamanı giyilen üzerindeki ayetle koruyu zırh oluşturan ‘Tılsımlı Gömlekler’ in varlığını Hakkâri’de tespit edemedik. Ancak , ‘Pazıbent’ veya bileklik olarak bilinen, üzerinde veya içerisinde ayetler bulunan, çok kere boncuk kılıflar içerisinde bir nevi muskalara rastladık. Keza pehlivan Hamaylıları yarış atı muskaları, taşıt nazarlıları da bu kapsamda zikredilebirler.
Tabiata ve bilhassa vahşi hayvanlardan kurtlara karşı, evcil hayvanların çiftliklerine dönememeleri halinde, onların korunmaları için ‘kurtağzı bağlama uygulaması yapılır ki bu uygulama Hakkâri’de de bilinmektedir. Oldukça zengin türevleri olan bu İnancın uygulanmasında ilgili duası okunur, bıçak kapatılır. Bıçak açılıncaya kadar dağda kalmış hayvanlara bir zararın gelmeyeceğine inanılır. Hayvanlar yerlerine döndükten sonra, ağzı bağlanmış olan kurdun ağzının açılması gerektiği, aksi takdirde bağlayanın çok büyük günaha girebileceği inancı vardır.
Bıçakla yapılan büyü karakterli bir diğer uygulama da parpılamadır. Ocaklı kimse ilgili duaları okuyarak bıçağın sırtı ile çarpılmış, korkmuş veya bir şeye uğramış kişiye muayyen aralıklarla vurur gibi yapmak suretiyle tedavi eder. Bu esnada bazen nefesini kullanarak ‘tu tu tu’ der, bazen da tükürür veya parmağına aldığı tükürüğünü tedavi edeceği kimseye sürer. Çok kişi tükürük vasıtasıyla tılsımlayıp sağaltma yöntemini, tükürükteki tuz ile izah etmektedir. Biz, bu tedavideki inanç içeriğinin, manyetik alan ve pozitif elektrikle ilgili olduğunu düşünüyoruz. Bıçağın demir olması da burada bir faktör olarak algılanabilir. Kuzey Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında, doğum esnasında, doğumun kolay olması için kadın kişinin eri/kocası akarsuyu bıçakla doğrar. Bu esnada eşikte at kişnetilir ve ateş yakılır. Suyun bıçaklanmasını başka hallerde de görebiliyoruz. Ayrıca, kesici bıçak gibi demir aksam loğusa kadının yastığının altına konularak, onun ve bebeğinin al karısından korunmasına çalışılır. Bebek bekleyen anne adayının oturacağı minderlerin altına, ayrı ayrı bıçak ve makas konur. Anne adayı bıçağın bulunduğu mindere oturur ise oğlunun, diğerinin üzerine oturursa kızının olacağına inanılır. Yağmurun çok yağması halinde, onun durması için eşikten dışarıya atılan saç ayağı demirdir. Kız istenmesine gidilen evin ve imtihana girilecek sınıfın kapısına iğne batırılmak suretiyle muhtemel zorlukların giderileceğine inanılır. Kapı ile ilgili diğer büyü içerikli inançlar arasında, muskaların kapı eşiğinin altına gömülmesi vardır. Ayrıca gelinin dili tatlı olsun diye ballı eli kapının sofesine sürdürülür. Kapıya kurt yağı sürmek suretiyle aile fertleri arasında muhabbeti artırma ve domuz yağı sürmek suretiyle de huzurluk çıkarmayı amaçlayan uygulamalar da vardır. Esasen altı çizilecek husus, geleceği okuma anlamındaki fal ile geleceği şekillendirme anlamındaki büyünün sınırları çok kere iç içe oldukları hususudur. Keza halk inançlarını yukarıda da belirtildiği gibi şehir sınırları ile hudutlandırmak da mümkün değildir.
Tabiata karşı büyü türü uygulamalarla korunmanın şekillerinden birisi de ‘Vergili’ diye bilinen kimselerden el alınmasıdır. Ocaklı olan bazı ailelere akrep türünden canlıların dokunmadıklarına inanılır. Böyle kimseler el vermek suretiyle diğer bir kısım insanların da bu tür haşereye karşı korunmalarını sağlamış olurlar
SONUÇ:
Hakkâri halk inançlarında da ortak kültür coğrafyasının diğer kesimlerinde olduğu gibi büyü inancı vardır. Burada da halk çocuğunun olması, onun erkek çocuk olması ve yaşaması için büyü içerikli uygulamalara başvurabilir. Ayrıca Hakkâri’de de insanlar gönlündeki mesleği seçebilmesi, bebeğinin sevdiği birine benzemesi için bazı büyü içerikli inançlar yaşamaktadırlar. Bu inançlarda büyü, tılsım ve benzerleri de yer almaktadır. Hakkâri’de de halk inançlarında gençler iyi kısmetlerinin çıkmasını doğal olarak arzuluyor, sevdikleri ile evlenmek ve mutlu olmak itiyorlar. Burada da insanların mal ve can düşmanları vardır. Onlarla ilgili gelişmelerin istekleri istikametinde olsun istiyorlar. Burada da çekirge ve kuraklıkla mücadele ediliyor ve bir takım sihri uygulamalara gidiliyor.
Hakkâri halk inançları da mevcut ve geçmişin inançlarından kaynaklanan etkenlerle şekillenmiştir. Hakkâri’deki ulu zatlar ve ulu kabirler coğrafyanın diğer alanlarından farklı değildir. Farklılık örneklerin türev oluşturmalarındadır. Benzerlerinde olduğu gibi, Hakkâri’de de ulu zatlardan şifa türü beklentide bulunmak için mezhep veya tarikat muhtevalı inanç ve ana dili farklılığı engel değildir. Ulu zatların Allah adamı oldukları, rahmet okumak ve şefaat beklemek için onun kulu olmanın yeterli olduğu inancı vardır.
Hakkâri halk inançlarında dikkatimizi çeken husus, kurt merkezli inanç ve uygulamaların fevkalade zengin oluşudur. Kurt buradaki belirli aşiretlere totem mi olmuştur? Bu konuda yeteri bilgiye sahip değiliz. Ancak, Büyüde bariz yer tutan, ayna, üzerlik, düğüm atma, gibi hususlar Hakkâri ve çevresinde de tamamen aynıdır. Ocak, ocaklı anlayışı, büyü- fal bağlantısı, farklılık göstermeyecek kadar aynıdır.
Derlenilen bilgi zenginliğini daha fazla artırabilme, inançların görünmeyen derinliklerine daha güçlü inebilme adına, yerel dilleri bilerek inanç etimolojisinin yapılmasının önemine inanıyoruz. Hakkâri’de de hamaylın, muskanın boylamanın olduğunu bilmek, nasıl hazırlandığını nerelerde ve hangi maksatlarla kullanıldıklarını bilmek geçmişten mitolojik döneme gidebilmede ve inanç katmanlaşmasının, katlarını halk inançlarından hareketle aşabilmede istenilen derecede sonuç verememektedir. Yerel dillerin eğitim veya kültür dili olmayışları, onların halk kültürüne ulaşmada araç olmalarına engel değildir. Yerel dille söylenilmiş bir ninni, ağıt veya yapılmış bir yağmur duası, çocuk tekerlemesine ulaşabilmek halkların daha yakından tanış olmalarını sağlamada aydına kaynak sağlamış olacaktır.
Genel Kaynaklar:
Çakan, İsmail Lütfü, Hurafeler ve Batıl İnançlar, İstanbul 1991, Büşra
Asımgil, Sevim, Büyü, Sihir, Fal, Yıldızname, Kehanet, Nazar, İstanbul 1999, ipek yayınları
Çelik, Ali, İslam’ın Kabul Veya Reddettiği Halk İnançları, İstanbul, 1995, Beyan Yayınları
Ülken, Hilmi Ziya, “Anadolu Örf ve Adetlerinde Eski Kültürlerin İzleri,” Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1969, s.XVII
|