Dr. Yaşar KALAFAT 07.09.2010

 

 Geri   
  

                                                                                                                             

 

                Bekdik'ler Anadolu'ya ne zaman geldikleri Beydillilerin gelişleri ile izah edilebilir. İlk iskân yerleri nerelerdi sonradan nerelere dağıldılar. Şimdi toplu olarak yaşadıkları yerler nerelerdir? Millet olma sürecini çoktan tamamlanış Anadolu Türklüğü için bu soruya fazla sağlıklı cevap verme şansımız yok. Farklı boyları var mı, Anadolu'ya hangi güzergâhtan geldiler, sorusunun cevabı da keza Beydilliler ile ilişkilidir. Ön Asya'da İran Irak, Suriye'de Bekdik veya onların boyları sosyal bağlantılı oldukları Türkmen kesimleri var mı sorusuna da keza Beydili genel göç ve iskân tarihinden hareketle verilebilir. Bu gibi konularda ipucu olabilecek bazı bilgi notları sahibiz. Bunlara sadece tarihi arka plan noktasında değinmekle yetindik. Beğdik/Beğdikiler birçok kaynağın belirttiğiniz                gibi         Türkman                Yörükan                tayfasından          Danişmentlü Aşiretlerindendirler. Osmanlı kayıtlarına göre; Niğde Aksaray, Maraş Karaman, Bozok Kırşehir, Nevşehir Sancakları Gülnar, Canik, Halep Rakka, Adana, Sivas, Konya Ereğli'de olmuşlar. Türkmen Boylarının Tarih ve Etnografyası bu toplumun tarih boyunca Türkmenistan’da bulundukları yerlere ve ilişkilerine dair geliş bilgi vermektedir.[1] 

                GİRİŞ:

                Osmanlı arşiv kayıtlarına göre Bekdik olarak da bilinen Beydilliler Danişmentli Türkmen-Yörükan tayfasından olup Niğde Aksaray, Maraş, Karaman, Bozok, Kırşehir, Nevşehir, Nevşehir sancakları, Gülnar, Canik, Halep, Rakka, Adana, Sivas, Konya-Erağli’de yaşamaktadırlar.[2] Biz Beydili Türkmenleri halk inançları ile ilkin, Bayır-Bucak Türkmenleri halk inançları çalışmamız münasebetiyle tanıştık [3] Bu çalışmamızı izleyen Beydili halk inançları derlememiz Güney Azerbaycan münasebeti ile oldu.[4] Suriye’de BAAS Arap uluslaşma ve İran’da Farslaştırma süreçleri ile bu Türkmen toplumunun ismi ile anılması dönemi tarihe karışmıştır. Arşiv kayıtları ve alan çalışmalarında gösterilen hassasiyet nispetinde Bekdik izlerine rastlanılabilmektedir. Keza Türkiye’de de merkezi bu özel ismi olan alan çalışmalar 2008 erde başlatılmıştır[5].

                Bize Bekdik halk inançları konusunu çalışma fikrini Ali Sayar’ın çalışması vermiştir. Sayar esrinde[6] Bekdik’lerin halk inançlarının yanı sıra halk kültürünün halk edebiyatı, halk oyunları, çocuk oyunları, halk tababeti, halk takvimi, halk mutfağı, halk el sanatları, etnografya gibi konularda da bilgi vermekte ve bazı karşılaştırmalar da yapmaktadır. Biz bu çalışmamızda Sayar’dan da büyük ölçüde yararlanarak, Bekdik/Beydili coğrafyasını Türkiye siyasî sınırlarının dışına taşırarak ele alacağız, farklı karşılaştırmalar da ekleyip inanç etimolojisi ve inanç alanında fenomeloji de yapmaya çalışacağız. İnanç konusunun dışına çıkmamaya çalışacağız. İnceleme çalışmamızda;                  gibi inanç kodları üzerinde duracağız.

                METİN:

                Bekdik/Beydili Türkmenlerinde uğursuzluğu ifade için ura denir. Urasa ise; kocakarı ilacı olarak bilinenlerin tümünü kapsar. Nazara gelmek ura ise, kurşun dökmek, üzerlik yakmak, kömür söndürmek, mum dikmek urasadır. Keza; dolu yağarken sokağa “demir atma”,veya annesinin ilki olan çocuğa dolu tanesi dişlettirilmesi, bebek bekleyen kadının meyve vermeyen ağacın dibine bebek bekleyen hanımın taş, oturtulması ile meyve vermesini sağlama,  sarılıklı hastanın tedavisi için iğrendirilerek kusmasının sağlanması urasa örnekleridirler.

                Sanaka ise sağaltma maksatlı Türkçe okunan “elem tere fiş kem gözlere şiş” gibi dua ve temennilerdir. Bekdik/Beydili halk tedavi türlerinden birisi de parpı’dır. Parpı, korkutma, cintme ve dağlama şeklinde yapılır. Isıtılmış maşa gibi metallerle de uçuklar korkutur.

                Bekdik halk inançları kültüründe Hug; kötü, uğursuz ve Hur ise gudum, uğur anlamınadır. Uğurlu ve uğuruz olmak bazen da İslamî kültlerle kodlanmıştır. Bu toplumda küçük hortum buruk olarak bilinir ve görüldüğünde Alevi inançlı Müslüman çocuklar “Ali burada, Ali burada” diye ve buruk istenilmeyen bir istikamete yönlenince de “Ali ötede Ali ötede” diye bağrışırlar. 

                Azerbaycan Türkmenlerinde halk tababeti karşılığında Türkeçare tanımı kullanılır. Bu hal Türkmenistan’da ise Türkmençilik, Türkmen sağaltmacılığı olarak bilinir. Bütün halkların kültüründe farklı şekilde de olsa halk ilaçları halk tabipliği ve bunların her safhasında da inançları vardır. Sadece Türk kültür coğrafyasında Türkmencilik veya Türkeçare olarak ad almıştır. Etnik isimden hareketle bu isimlendirme sadece Türklerde vardır.

                Uğurlu ve uğursuz olmak inancı Türk kültür coğrafyasında çok yaygındır. Bu inançlar Türkmenistan Türkmenlerinde de geniş yer tutmaktadır.[7] Çok kere kişioğlu ile ilgili örneklerle karşılarız. Birçok yerde kadıların uğursuzluğuna inanılır. Anadolu’nun bazı yerlerinde olduğu gibi Kafkasya Türk kültür coğrafyasında sabahleyin işine giden erkek bir kadınla karşılaşırsa yolunu değiştirir veya geri döner tekrar evinden çıkar veya o gün hiç çıkmaz. Kadınların özel hallerinde ellerini mayalanan yoğurt, hamur, sirke gibi gıdalara uğursuz getireceğine bereketi kaçıracağı inancından hareketle elleri sürdürülmez. Çocukların melek oldukları inancından hareketle uğurlu olduklarına inanılır. Ayrıca kadın veya erkek uğuru denenmiş kimselerin varlığına inanılır ve işyerlerinde bunların siftah etmeleri istenir. Bir iş başlanılacak ise işin üstüne bu şahısların gelmesi istenir. Mesela örgü yapılıyor ise böyle kimselerin uğru ile işin çabuk biteceğine inanılır. Keza yeni bebeğin ve yeni gelinin aileye uğur getirdiğine veya aksine inanılır ve muhtemel uğursuzluğun önlenilmesi için bazı uygulamalar yapılır.

                İnsanlarda olduğu gibi hayvanlarda da uğur veya uğursuzluklar aranır. Yolculuklarda bunlara rastlayanlar seyahatlerine buna göre yorumlarlar. Bekdik/Beydili Türkmenlerinde İbibik Kuşu’nun böyle bir özelliği vardır. Bu kuşun öttüğünü ören kimse yerden bir çakıl alır ve niyet tutar ve bu taşın uğuruna inanılır. Dilek gerçekleşinceye kadar bu taş saklanır. Bazı insanlar için belirli sayılar, belirli renkler, belirli günler uğurlu veya uğursuzdurlar. Bu tür inançlar bazı hallerde ferdi olmaktan çıkarılıp toplumun ortak inancı haline getirilirler. Mesela “Salı günü başlanan iş sallanır” inancından hareketle Salı günü temel atılmaz, gelin getirilmek istenilmez. Bu günlerden Cuma ve çarşambanın ayrı yeri vardır.

                Çarşamba günü yeni bir işe başlamak için iyi bir gün sayılmaz. Ayın son çarşambasında iş görmenin, yeni elbise dikmenin şahsa ve obaya uğursuzluk getireceğine inanılır. Çünkü “son Çarşamba giden ay ile gelen ayın konuştukları güne rastlamaktadır” ki, ayın birbirlerine devir teslim yaptıkları inancı vardır.  Allah’ın nuru erbaa/Çarşamba günü yarattığı inancı vardır.[8]

                Takip edilebilen kadarı ile Çarşamba gününe özel itibar atfeden bir din Ortadoğu’da hüküm sürmüş. Din tarihe karışırken bazı bölgelerde Çarşamba günü bu dinin hatırasını itibarı ile birlikte korumuştur. Hakkâri ve Azerbaycan’ın bazı yöreleri bu türden bir bölgedir. Bazı bölgelerde de geçmişte yaşanmış olan inançların izlerini silebilmek adına onun izlerine olumsuz anlamlar yüklenilmiştir. Âşık Akeskâr “Düştü” isimli şiirinde;

                “Çarşamba gününde çeşme başında

                Gözüm bir ala göz hanıma düştü

                Atdı Müjgân ohunu geçti sinemden

                Cadu gamzeleri kanuma düştü” derken Nevruz’un “Su Çarşambasıé na işaret ediyor olmalı

                Bazı Bekdik Köylerinde çoğu kadın “iyiye gitmiyor” inancı ile çökelek kaynatmaz veya aşure kaynatmanın kendilerine ölüm getirdiğine dair olan deneyimleri onlarda inanç oluşturmuştur aşure yapmaktan kaçınırlar. İyiye gitmiyor tanımlaması Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında “bize düşmüyor” şeklinde ifade edilir. Bazı kimse veya kimselere düşen, uğurlu gelen başkalarına düşmeyip uğursuz gelebilir inancı vardır. Rüyalar da kısmen öyledirler rüyada görülen muayyen şeylerin anlamlandırılmaları yörelere göre değişebilir.

                Bekdik/Beydilli’lerde görülen diğer benzeri uygulamalar ve bu arada dolu ile ilgili olanlar bilinirken Kömür Söndürmek urasasına biz ilk defa şahit oluyoruz. Kömürün nazarlıklarda koruyucu olarak kullanıldığı ve ateş-kömür-kül bağlantısı ile ilgili inanç ve uygulamalar bilinirken bu bulguyu yazara borçluyuz. Bebek bekleyen anne adayının meyvesiz/Meyveden kesilmiş ağacın altına taş koymak suretiyle meyve vermesini beklemek uygulaması yeni bir bulgu olmakla beraber inanç sistemindeki yeri izah edilebilir. Bebek bekleyen hanım bu alanda kut bulmuştur. İlgili güç ona ana olma kutunu vermiştir. Meyvesiz ağacın ise kutu kesilmiştir. Onun o haline yol açan kara iyenin, bebek bekleyen annenin ak iyesi tarafından etkisiz hale getirilmesi beklenilebilir. Nitekim çok çocuk yapan ve çocukları yaşayan annelerin kullandığı beşiği çocuğu olmayan veya çocukları yaşamayan anne adayları kullanmak isterler. Beydik/Beydililerde görülen askere giden erkişinin teskere alıncaya kadar giysilerinin başka birisi tarafından giyilmemesi inancı da bu noktadan hareketle izah edilebilir. Askere uğurlanırken azık için yapılan kömbelerden birisinin asker ağaya ısıttırılması ve diğer kısmının aile büyüklerince saklanılması gelince kalan kısmının da ona ısıttırılması inancı Beydik Türkmenlerinde de vardır. Bu uygulamanın derinliklerinde “kısmet çeker” inancı vardır. Yarım kalmış lokmasının askeri tekrar baba ocağına çekeceğine inanılır.

                Bekdik Türkmenlerinde erkek çocukları tazı kız çocukları eşek çulu ile belenirler. Böylece erkeklerin atak çevik kızların uysal olacağına inanılırdı.[9] Amasya’nın bazı köylerinde aşeren anne adayının yanına doğacak bebeğin kime benzemesi isteniyor ise onun resmi konur ve böylece bebeğin o şahsa benzeyeceğine çekeceğine inanılır. Buna “çekim” denir.

                Parpının da çeşitleri vardır. Çok kere pabuçların sırtı ile tedavi eden edilenin ağzına vurur. Birçok parpılar da bıçakla yapılır. Tükürür gibi yapılarak uygulanan parpı sağaltmaları da vardır.

                Beydik/Beydilli’lilerde “Ura Tutmak” diye bilinen tabir “şum tutma”, uğursuz sayma gibi anlamlara gelir.[10] Bu hal “bela vura”, “davun tuta”, “baba vura” “babalara gelme”, “azarlara gelme”, “karalara gelme” gibi anlamlara gelmektedir. Bu arada “şum/şom ağızlı” ağzını uğura açmayan anlamındadır. Ura uğursuzluğun ifadesidir. Böylece şahsın sağlığına, ailesine malına veya topluma gelen her türlü olumsuzluk uğursuzluk urasa ile anlatırken, bunlardan yaralanma hastalanma ve benzeri gibi hallerin tedavisinde Türkeçare veya Türkmencilikten yararlanılır.

                Halk inançlarında çok görülen çarpılma inancını doğal olarak beydik/Beydili Türkmenlerin hal inançlarında da görmekteyiz. Çarpılma daha ziyade cin çarpması olarak bilinirken Türk kültürlü halkların bu kesiminde nazara uğrama veya göz deymesi de çarpılma olarak bilinir. Esasen “ bir şey uğramak” bir şeye rast gelmiş olmak” da büyük ölçüde nazar gibi soyuttur. Çarpılan veya uğrayan kimsenin kısmı veya tamamen felç geçirdiği, geçirebileceği inancı vardır. Çarpılmaktan korunmak ve çarpılmış olmaktan kurtulmak için inanç içerikli birtakım uygulamalar yapılır.

                Çarpan güç olarak cin türü varlıklar bilinir. Onların yaşadıklara yerlerin tekin olmadıkları inancı vardır. Daha ziyade karanlık ve loş yerleri sevdikleri, güzel kokudan fazla hoşlanmadıkları tok ve güçlü sesle imha olabileceklerine inanılır. Zararlarından korunma ve kurtulmada en etkili yöntem her vesile ile besmele getirmek ve gerekli hallerde ilgili sureleri okumaktır. Nazara uğrayan kimsenin kıçını kaşıması şeklindeki bir uygulamayı biz ilk defa Bekdik/Beydilli Türkmenlerinde görebiliyoruz.[11] Biz daha evvel bilhassa bebek yaşlarındaki çocukların bayılma türünden rahatsızlıkları halinde popolarının sıkıldığını tespit etmiştik. Çarpılma halinin tedavisinde ocaklılardan yararlanıldığını Beydikli/Beydili aşiretinde de görüyoruz.[12]

                Ankara Yahşihan’da yaşamakta olan Tatar Türklerinde camız, kömiş, mandanın melek olduğun dair bir kanaat vardı. Gözü Hz. Ali’nin gözüne benzetilerek ona mistik bir anlam yüklenirdi. Bu bölgedeki şeytan deresi veya cin deresi olarak bilinen çaydan geçen çocuklar sudan geçerken ellerini camızın üzerine koyarak ondan manevi bir güç aldıklarına inanırlardı. Bu çevrede meleklerin temiz olmayan yerlere gelmeyecekleri inancından hareketle evlerin dip köşesi sık sık silinip süpürülür.

                Karanlık ve ışık olma halleri gün/güneş kültü ile bağlantılı olmalı.[13] Bekdik Türkmenlerinde gece vakti evin eşiğinden dışarı, ateş, tencere,, kazan, acı, ekşi, turşu, hamur verilmez. Verilmesi halinde cenaze çıkacağına inanılır.[14]

                Üzerlik inancı doğal olarak kendisi ile birlikte Bekdik Türkmenlerinde de birçok sanaka’yı da birliğinde getirmiştir. Üzerlik ateşe atılmadan evvel;

                “Üzerlik, nazarlık

                Gitsin ağırlık, gelsin yiğinlik.

                El edenin eline,

                Dil edenin diline,

                Cümle âlem gözüne

                Tuuuuuuuu, yapışa” der.

                Ateş küreğinin içine kaya tuzu, atılınca patladıkça

                “Düşmanlar çatlasın”

                Yabanlarda bitersin,

                Evlerde tütersin

                Üzerliksin,

                Nazarlıksın,

                Güzelliksin,

                Dertlere devasın,

                Hastalara şifasın” denir.

                Kürekteki karışımız içinde; 7 tane üzerlik otu, 3 tane çörek otu, 3 tane kekik, 3 tane tuz, bir kıymık balmumu hamur edilir. Kürekle ateşe uzatılır. Dumanı şifa uman tarafından içine çekilir. Arılık olarak kabul edilen tuz nazarlanmış kimsenin başına dolandırılır ateşe atılırken

                “Bu benim elim değil, Fadima Ana veya Meryem Ana’nın elidir.” Sanakasını okur.

                Üzerlik otu tohumunun nazarlık olarak duvarlara asılması halinde ise;

                “Üzerlik, nazarlık

                Hz. Ali’nin atını kurtaran boz ayrık” denir.[15]

                Türk kültürlü halklarda eşik, evin/ocağın/çadırın güvenlik sınırıdır. Eşiğin altında olduğuna inanılar ak iye hane halkını dışardan gelebilecek fenalıklara karşı koruyacağı inancı vardır. Bu iyenin rahatsız edilmemesi için eşiğin üzerinde oturulmaz, eşikte durularak değil içerde veya dışarıda konuşulmalıdır. Eşiğin dışında cin türünden kara iyeler olabilirler. Bilhassa karanlıkta bunlara karşı korunmalı onlardan zarar görmemek için onlara zarar verilmemesi gerektiğine inanılır. Mesela eşikten dışarı sıcak su döküp onların yanmalarına sebep olunmaması gerektiğine inanılır. Bu inançla ilgi anlatıları Beydik/Beydili Türkmenlerinde de görebiliyoruz.

                Halk kültüründe cin ile şeytan çok kere eş anlamda kullanıldığı da olur. Beydik/Beydili “Şeytan Düğünü” diye bilinen bir inanç vardır. Issız yerlerde geceleyin duyulan hışıltımsı sesin şeytanın ipe düğüm atmasından ileri geldiğine inanılır. Bu ses şeytanın ipe düğüm atması şeklinde açıklanır. Bu arada Zengen’de şeytan pınarı diye bilinen bir yer vardır. Burada cinlerin hayvan kılığına girdikleri beher hayvanın aynı bir müzik aleti çalarak eğlence tertip edebildiklerine sabah olmadan kaybolduklarına dair anlatılar vardır.[16]

                Bekdik Türkmenlerinde “davara” diye bilinen bir cin türü ve “enkebit basması” diye bilinen bir basma türü vardır. İnanca göre bu cin Tanrı tarafından insanların uyarılması için gönderilmiştir. Davara’nın avucunun içi deliktir ve beher elinde 20 parmağı ve ayrıca her ayağında parmak görünümünde 7 parmağı vardır. Geceleri gözlerini yumarak gördüğünden bastığı insan uyansa da onun gözlerinin içini göremez. Bastığı kimsenin dili bağlanır ve basılan kimse besmele bile getiremez. Kocakarıları sevmeyen Davara sadece sarhoşlardan ve delilerden korkar. Çok sataştığı kimselerin başında eşi ile geçinemeyen genç hanımlar vardır. Basması, enkebit basması olarak bilinir ve bastığı kimse rüyadan uyanamaz. Akşamın dar vaktinde uyuyan kimse “beni enkebit bastı” der.[17]

                Kara iyelerden davara ismi tamamen yabancımız değil. Yazarın yaptığı bu tespit ilkin İslamiyet açısından ele alınabilir. Tanrı tarafından kulanın uyarılması için gönderilmiş olan bir cin anlayışına sistemde yer bulmak kolay değildir. Sarhoşlara ve delilere dokunmayan bir varlığın izahı nasıl yapılabilir. Sarhoş ve delinin ortak tarafı her ikisinin de şuurlu hareket edemeyeceği, belki aklı baliğ olmadıklarıdır. Eşi ile geçinemeyen genç hanımları potansiyel suçlu kabul etmiş olmak da ilahî adaletle bağdaşmış olmaz. Kocamış kadınlar motifi burada da karşımıza çıkmaktadır ki, İslam’da cezayı hak etmiş olabilmek için kadın veya kocamış olmak bir faktör değildir. Avucunun içinin delik olması olgusu al karısı, afagan ve karakura için de geçerlidir. Parmak sayısı, bazı parmakların kemiksiz olması, perdeli parmak sahibi olmak gibi özellikler efsanevi tespitlerdeki özelliklerdendir.

                Cadı genellikle kötü kalpli insanların arasını açan kadın kişi olarak bilinirken cazı ise az-çok aynılık gösteren çok kere eş anlamlı çirkin yaşlı kadın anlamındadır. Öldükten sonra hortlayıp ortaya çıktığı üzerinde de durulur. Bekdiklerde çabuk öfkelenen kimselere ecinli denir. Ölü yıkayan mürdeşire Bekdiklerde ücü denir.[18]  Erzurum’da kaya resimleri ile ünlü ecünlü mağara vardır. Ayrıca birçok yerde “cinli haman” “cinli dere”, “cinli kale”, “cinli kaya”, “cinli dere”, “cinli han” ve benzerleri vardır. Su-cin bağlantısı gibi “Cehennem ateşinin de şeytanî kötülükleri öldürmediği” inancı ateş-cin bağlantısına dair bilgi verebilir.

                Bekdik Türkmenleri halk inançlarına göre her insanın birisi insanı iyiliye diğeri kötülüğe sevk eden 2 cini vardır. Diğer tarafta insanın sağ ve sol omuzlarında bulunan ve onların hayır ve şer uğraşlarını kayıt altına alan iki meleğin bulunduğu ise İslamî bir bilgi olarak yaygındır. Halk kültüründe yaygın olan “her insanın bir şeytanı olduğu” dur. Buradan hareketle “şeytanına uyma” enir. Ayrıca bazı insanların birden fazla cinlerinin olduğu cincilerin bunları istekleri istikametinde sevk ve idare ettikleri inancı da vardır. İnsan bilincinin haritası çıkarılmak istenilse halk inançlarının bu bilinçlenmedeki etkisi de dikkate alınmalıdır.

                Düğün atmak Türk kültürlü halklarda büyü olarak algılanır. Büyü bozmak için de düğüm açılır. Esasen açmak ve kapamak büyü için çeşitli şekilde kullanılır. Kilit kapatılarak baht kapatılır veya aksi yapılarak baht açılması amaçlanır. Ellerin veya parmakların bağlanması ile veya iliğe düğme geçirilmesi veya açılması da büyü yapmak ve bozmak olarak algılanır. İpe düğüm atılarak bazı hastalıkların bağlandığına da inanılır.[19]

                Kurtağzı bağlamak da bir büyü türüdür. Ağzı bağlanan kurtağzı açılıncaya kadar hiçbir şey yiyemez. Kurtağzı yabanda evcil bir hayvan kalması halinde kurt tarafından parçalanmaması için bağlanır. Çiftlik hayvanı yerine dönünce kurdun ağzının açılması gerektiğine inanılır. Ağzı bağlı kurdun ağzı açılmaması halinde açlıktan ölmesi mukadderdi ki böyle bir uygulamanın adil olmadığına inanılır ve ağzı açılır. Kurtağzı’nın çeşitli bağlama türleri vardır. İp kullanılarak yapılan bağlama türünde ipe düğüm atılır.[20]

                Beydik/Beydillilerde de kurtağzı bağlanır. Bunun için makasın ağzı açılır olayın geçtiği bölgeye doğru tutulur ilgili duası okunur sonra makas kapatılır ve üzerine ip sarılır. Kurdun sürüye girmemesi için de Beydiklilerde bıçak ağzı kapatılarak kurtağzı bağlanır. Çakının bulunmadığı hallerde okuyucu kadın kendi şalvarının uçkuruna 7 düğüm atar ve kayıp hayvan bulununca şalvar uçkurundaki düğümleri çözer[21] Biz Türk kültür coğrafyasından balkanlar, Kafkasya, orta Doğu ve Uluğ Türkistan’dan 40’a yakın kurtağzı bağlama şekli tespit etmiştik. Ayrıca uçkura ilgili bulgularımız da olmuştu. Kurtağzı bağlama ve açma ile uçkur bağlama –açma arasındaki ilişkiye ilk defa şahit olduk.

                Ocaklar Türk kültür coğrafyasında halk sağaltmacılığında ihtisaslarına göre hemen hemen her hastalığa şifa yetirici olarak bilinirler ve kült oluşturmuşlardır. Geçmişteki etkinlikleri kalmamış olmakla beraber daha ziyade cilt hastalıklarında ve ruhî rahatsızlıklarda etkili olduklarına inanılır[22] ocaklı çevrelerde “el almış olmak” Türkmenlerin bu kesiminde yaşatılmaktadır. Bereket konusunda olduğu gibi şifa konusunda da ocaklı kimse çok kere kadın elinin Fatma Ananın veya Meryem Ana’nın elini kullandığından bahisle dua eder şifa vermeğe çalışır. Bu dua esnasında rahatsız olan kişinin sırtına sağ eli ile vururken “Dağlara taşlara meyvesiz ağaçlara” der. Okunan bu Türkçe dua sanakadır. [23] Fatma Ana da Türk kültürlü halklarda Hz. Ali gibi etrafında kült oluşturulmuş bir kutsaldır. Türk kültür coğrafyasında Fatma Ana’dan hareketle isim almış birçok yer adı vardır. Fatma Ana ile ilgili inançlar doğum evvelinden başlar, doğumla devam eder, evlilikte berekette, tedavide, cennetle ilgili düşüncelerde devam eder.[24]. Yukarıdaki sanaka eski Türk inanç sistemindeki dağ, taş ve ağaç kültü itibariyle fevkalade önemlidir. Kırkı çıkarılan çocuğa son tas su dökülürken, nevruz/Yenigün bayramında Od/ateşten atlanırken, Azerbaycan Türk kültür coğrafyasında ilkbaharda çaylarda çimen çocuklar sudan çıkınca bu sanakayı okurlar. Buradan hareketle dağların taşların ve ağaçlardan da meyvesiz olanların her türlü musibeti insanoğlunun selameti için üstlenebileceği inancının olduğunu söyleyebiliyoruz. Hz. Fatma Ana ile de ilgili olan birçok sanaka vardır.          Hz. Ali Kültü Türk kültürlü halkların coğrafyasında bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Gitmemiş olmasına rağmen düldülün nal izi ve Zülfükarın kesiği, yarığı olmayan dağ, tepe ve kayaya bu coğrafyada çok sık rastlanır. Bu uygulama tamamen ona duyulan saygının ve sevginin bir sonucudur. Ehli Beyt- Gök Kuşağı bağlantılar bilinirken hortum ile Hz. Ali bağlantısın dair olan halk inancını da yazarımız bulmuştur.[25]  Ayrıca İvriz Suyu veya Akhöyük Suyu’nu Hz. Ali asasıyla yeri eşerek bulmuştur. Keza Tatlıkuyu suyu da Hz. Ali tarafından esasıyla atı veya oğluna su vermek için çıkarılmıştır. İnanca göre bu suyu sarı kız ile sarı yılan beklemektedir. Bebek bekleyen anne adayları burada kurban keser namaz kılar bebekleri olacağına inanırlar. Hz. Ali’nin atını bağladığına inanılan Delikli Taş, Düldülün Nal İzi B.Tuzhisar kasabası Yerdeş mevkiindedir. Burada Yağmur duasına çıkılır. Su ve taş kültü ile de ilgilendirilebilecek bu bulguları artırmak mümkündür.[26]

                Ehli Beyte saygı içerikli inançlar halk şiirine bu arada bayatilere da yansımıştır.

                “Min engele

                Düşmüşem min engele

                Menim müşgül çağımda

                Düldüle minen gele”

 

                “Düldülü Eli mindi

                Atlandı Eli mindi

                Sen menden çok ırakta

                Yetişmir elim indi”

 

                “Men aşığ Zülfü gara

                Kaş gara zülfü gara

                Sana kelç (eyri)  bahan gözler


 
  Gara © 2008   Sayfa 0.008 saniye'de oluşturuldu  

 
Anasayfa  |  Yazılar  |  Yayınlar  |  Foto Galeri  | Dosyalar
Ziyaretçi Defteri  |  İletişim